Connect with us

Gündem

Adalet Bakanı Gül: Cinsel saldırı mağdurları, suçun faili ile bir araya gelmeden ifade verebilecek

on

Yargı Reformu Strateji Belgesinin içeriği hakkında bilgi veren Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, “Cinsel saldırıya ve şiddete maruz kalmış kadın ya da çocuk bu suçun faili ile bir araya gelmeden ifade verebilecektir.” açıklamasında buldu.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, “Mağdur odaklı bir yaklaşım bizim temel yaklaşımlarımızdan birisi. İşte bu çerçevede adli görüşme odaları, çocuk izleme merkezleri gibi yerler ihdas edilerek burada cinsel saldırıya maruz kalmış, şiddete maruz kalmış kadın ya da çocuk bu suçun faili ile bir araya gelmeden ifade verebilecektir ” dedi.

Adalet Bölge Değerlendirme Toplantısı Trabzon’da bir otelde Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’un katılımıyla gerçekleşti. Toplantının açılışnda konuşan Gül, bu tür toplantıların hem alandaki, adliyelerdeki meseleler, teşkilattaki insan kaynağı ihtiyacı, teknik ihtiyaçlar, mevzuat ihtiyaçları ve aksaklıkların yerinden tespiti adına çok önemli olduğunu belirtti. Gül, “Böylece, özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın 30 Mayıs’ta açıkladığı Yargı Reformu Strateji Belgesinin de hedeflerini gerçekleştirmek adına çok önem verdiğimiz mecralardır çünkü reformlar sadece kağıt üzerinde kalmaz. Bunun sahada uygulamasını görmek lazım ve esasen oradan gelen talepleri de takip etmek, dikkate almak, uygulamadaki aksaklıkları görmek çok önemlidir, işte yargıya güveni artırmak adına bu toplantılarda ihtiyaçlarımızı, eksiklerimizi değerlendirmek adına çok önemli olduğunu düşünüyoruz ve böylece hedeflerimizin gerçekleştirilmesi, reformlarımızın bir bir hayata geçirilmesi adına 2019 yılını da bir milat olarak görüyoruz. Bu hedefi gerçekleştirmek siz değerli yargı mensuplarının elinde şekillenecektir. Bu yüzden bu toplantımızın hayırlı olmasını diliyorum ve hakiminden savcısına, mübaşirinden katibine kadar büyük bir aile olan adalet teşkilatının bu reforma sahip çıkması, bu reformun daha da iyi noktalara ulaşması hususundaki çabaları içinde ayrıca teşekkür ediyorum” dedi.

“ADALET DUYGUSUNU AYAKTA TUTABİLMEK EN BÜYÜK VAZİFEMİZ”

Adalet duygusunu ayakta tutabilmenin en büyük vazifelerinden biri olduğunu ifade eden Gül, “Haklıya hakkını vermek, suçluyu cezalandırmak vicdanları adaletle teskin etmek biricik vazifemizdir. Adelet duygusunu ayakta tutabilmek bizim en büyük vazifemizdir. Çünkü yeryüzünü ayakta tutan sütun adalettir, adalet olmazsa yer, gök bir araya gelir ve devletin, milletin bireylerin kendine ve geleceğine olan saygısı, güveni kalmaz. O yüzden adaletin tecelli edeceği yer de mahkemelerdir ve kapısını çaldığı adliyelerdir. Bu kapıya gelen herkes hakkına ereceğine inanmalıdır. Bu kapının önünden geçen herkes ‘benim yolun Trabzon Adliyesine, Rize Adliyesine düşerse ben fakirim, ben şurada doğdum, ben şu düşünceye sahibim, şu yaşam tarzına sahibim bana bir ayrıcalık ya da ayrımcılık yapılmaz’ düşüncesine sahip olması en büyük arzumuzdur. Elbette böyle bir şey yoktur ama böyle bir duyguya bir an için bile bir vatandaşımız kapılıyorsa orada eksik bıraktığımız şeyler var demektir. Bizim hedefimiz 82 milyon, doğusu ile batısı ile zengini ile fakiri ile siyasi düşüncesi ne olursa olsun, yaşam tarzı ne olursa olsun ‘adliyenin kapısından girersem bana adil davranacaklardır, ayrıcalık ayrımcılık yapmayacaklardır’ düşüncesini hakim kılmak bizim temel amacımızdır. İşte bu konuda nerelerde eksiklik varsa, bu konudaki eksiklerimizi gidermek bizim bu dönemde çok önemli tarihi bir sorumluluğumuzdur. Çünkü insanlar herkesten hayal kırıklığına maruz kalabilir. Arkadaşından, eşinden, dostundan, iş ortağından ama ömrü boyunca sığınacağı, güveneceği tek liman, tek kale yargı teşkilatıdır, yargı mercileridir. Bu güvene layık olmak, bir an bile olsun bir vatandaşımızı hayal kırıklığına uğratmamak bu aziz milletin Türk yargısından beklentisidir ve bu beklenti haklı beklentidir, bu beklentiyi de sizlerin en güzeli ile yerine getirdiğinize, getireceğinize eksikleri de gidererek bu konuda önemli gelişmeler sağlayacağımıza inanıyorum” ifadelerini kullandı.

“YARGI REFORMUNA OLUMLU TEPKİLER ALIYORUZ”

Kamuoyuna açıklanan Yargı Reformu Belgesi’ne çok olumlu tepkiler aldıklarını kaydeden Gül, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Bu süreci biz yürütürken toplumun her kesimini dinleyerek, her kesimini paydaş kabul ederek bu belgeyi hazırladık. İşte bu süreçten sonra bir reform ikliminin oluşmasına da bu belge çok önemli katkıda bulundu. Reform konusundaki olumlu görüşlerini ifade edenler kadar eleştiren arkadaşların görüşleri de bizim için çok önemlidir. Çünkü dışlayıcı bir anlayışla reform yapılamaz. Tüm önerileri, tüm eleştirileri de bu çerçevede dikkate alarak bakanlık olarak revize eden dinamik bir süreci sürdürmeye çalışıyoruz. Bu iklimin korunması, demokrasi ve özgürlükleri daha da güçlendirme bizim temel görevimizdir ve bunu da hep birlikte gerçekleştireceğiz. 2023’e kadar gerek kanun gerektiren düzenlemeler, gerek Cumhurbaşkanlığı kararı gerektiren düzenlemeler, gerek bakanlık ya da kurumların karar alması gereken süreçler, reform birebir hayata geçerek uygulanmaktadır ve nitekim birinci paket olarak Meclise gelen bir teklif oldu. Özellikle pakette de ifade özgürlüğünü daha da güçlendiren, düşünce özgürlüğünü daha da tahkim eden, daha da güçlendiren çok önemli düzenlemeler bulunmaktadır ve yargının da iş yükünü hafifletecek yine vatandaşlarımızın günlük hayatlarını kolaylaştıracak düzenlemeler söz konusu. İfade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü hususunda Yargıtay yolunu açarak kanun yolunu genişletiyoruz ve böylece farklı istinaflarda da ortaya çıkan kararların bir yeknesak biçimde Yargıtay’da içtihat bütünlüğü içerisinde bir karara bağlanmasını amaçlıyoruz. Siyasi istikrar, ekonomik istikrar kadar hukuk istikrarı da bir devlet için bir millet için çok önemlidir. Hukuki istikrar da olmazsa insanların yargıya güveni olmaz. İşte bu nedenle hukuk istikrarını sağlamak adına da çok önemli bir düzenlemeyle iştahak birliğini de sağlayacak şekilde düşünce, ifade özgürlüğünü daha da güçlendirici bu düzenleme yine yürürlüğe girmektedir.”

” ‘PARDON’UN ÖNÜNE GEÇTİK”

İstinafın Türk yargı sisteminde vatandaşlara büyük bir imkan sağladığını vurgulayan Bakan Gül “Ama uygulamadaki ihtiyaçları dikkate alarak istinaf düzenlemesiyle ilgili de istinafı daha da güçlendirici bir takım düzenlemeler getirdik. Bu da istinaf sisteminin daha da güçlenmesine ve kararların daha niteliğinin artmasına destek verecektir. Böylece vatandaşlarımız için yargı mensuplarımız için yine avukatlarımız için de çok önemli bir netice olacağına inanıyoruz ve itiraz mercii olarak daha önce istinafta daire kendi kararın itirazına da bakıyordu. Bunun itirazına bakacak bir kurul hususu da yine bu pakette yer almaktadır. Bu da daha dinamik bir süreci ortaya koyacaktır. İstinafta kesinleşen bazı suçlar ama aynı dosyada Yargıtay’a giden bazı hususlar infaz hususunda adaletsizlik ortaya çıkartıyordu yani aynı dosyada iki sanık dosyası Yargıtay’a gittiği için infazı bekliyor ama 5 yılın altında bir ceza almış, 3 yıl ceza almış aynı dosyada onun için kesinleşiyor. Dosya Yargıtay’a gitmiş esasen o cezaevine gidiyor, diğerleri Yargıtay’ı bekliyor. Yargıtay’dan dosya bozulsa, beraat edilse, ‘maddi olarak böyle bir konu yoktur, baki değildir’ dense, o kişinin cezaevinde yattığı, ‘pardon, özür dileriz, seni boşuna yatırmışız’ deme sonucu çıkar. Böyle bir ihtimali, böyle bir riski asla kabul edemezdik, işte bu nedenle dosya Yargıtay’a gittiğinde infazın ertelenmesi imkanı getiren bir düzenleme de yine bu pakette yer almıştır” şeklinde konuştu.

AZAMİ TUTUKLULUK SÜRESİ

Gül, pakette, soruşturma evresi için azami tutukluluk süresinin öngörüldüğünü belirterek, “Bildiğiniz gibi tutuklama istisnai bir tedbirdir. Ancak bunun bir esas mahkumiyet kararı gibi uygulanması, değerlendirilmesi yargıya olan güveni sarsan başlıklardan biriydi. Özellikle tutuklama süresinin bir şekilde çok uzun devam etmesi adeta mahkum olsaydı da yatacağı süre kadar soruşturmada tutuklu kalması bir infaz sonucu doğuruyordu. İşte bu nedenle azami tutukluluk öngören düzenlemede yer almıştır. Böylece çok az bile olsa, istisnai bile olsa uygulamada bu konuda yargıya güveni zedeleyen ve sanki siyasi ya da farklı sebeplerle ya da keyfi sebeplerle bu tutuklamalar oldu algısını, intibasını bile verecek bu tür düzenlemelerde asla ama asla istisnaen bile olmasını istemediğimiz için böyle bir düzenlemenin de yargıya güveni artıracağı, kişilerin yargıya olan inancını artıracağı ve kişi özgürlüğünü ve güvenliğini de yine daha da güçlendireceğine inanıyoruz” diye konuştu.

“Mağdur odaklı bir yaklaşım bizim temel yaklaşımlarımızdan birisi” diyen Gül, “İşte bu çerçevede adli görüşme odaları, çocuk izleme merkezleri gibi yerler ihdas edilerek burada cinsel saldırıya maruz kalmış, şiddete maruz kalmış kadın ya da çocuk bu suçun faili ile bir araya gelmeden ifade verebilecektir. Bu konuda uygulamada olan düzenlemeler yasal bir statüye kavuşmakta ve bu konuda Türkiye’nin her yerinde bu düzenlemelerin yapılması için bir kanun da düzenlemede var. Böylece istismara uğramış, şiddete maruz kalmış bir kişiyi faili ile aynı mahkemede yüzleştirdiğinizde ‘sana bu mu şiddette bulundu, bu mu istismarda bulundu’ diye bir yüz yüze gelmesinin tekrar kadın veya çocuğun ya da mağdurun bir kez daha örselenmesine sebep oluyor. İşte bu düzenlemeyle bir kez daha örselenmeyi ortadan kaldıracak ve uzmanlar eşliğinde çocuk ya da kadının yargılamaya gerçek vakanın ne olduğunu katabileceği, anlatabileceği bir süreci bu pakette getireceğiz” ifadelerini kullandı.

“DAVASI BAŞKA BİR İLE NAKLEDİLENLERİN MASRAFLARI DEVLET TARAFINDAN KARŞILANACAK”

Davası başka bir ile nakledilenlerle ilgili de bir düzenleme getirildiğini kaydeden Gül, “Davayı güvenlik sebepleriyle naklediyorsunuz ama bu kişinin oraya gitmesi, gelmesi, konaklaması vesaire ayrı bir külfet, dolayısıyla devlet ‘ben senin davanı başka bir yere nakletme zorunda kalınca, yargı bu kararı verince senin yapmış olduğun konaklama, iaşe giderlerini devlet olarak karşılayacağım’ diye bir düzenleme burada var. Bu da çok önemli bir düzenlemedir. Keza adli tıp işlemleri için adli tıpa kalemden gönderiyoruz ama yol masrafları ve diğer masrafları da karşılayamıyoruz bu kişinin de yargılamaya katkıda bulunması lazım. İşte bu masrafı da yine karşılama yönünde bir düzenleme. Bu da sosyal devlet adına, hukuk devleti adına çok önemli bir düzenleme” dedi.

Türkiye’de iki yeni usulü, ceza muhakemesi sistemimize bu pakette kazandırdıklarını belirten Gül, “Bir seri yargılama, iki basit yargılama usulü. Seri yargılamada da özellikle ispatı kolay, önem derecesi düşük bazı suçlar için Cumhuriyet Savcısı ile sanığın bir anlaşmaya, bir kabule bağlı olarak yine yargılamanın nihayete ermesine ilişkin bir düzenleme yine mahkeme tabi kararı verecek savcının bu hazırlık aşamasından sonra, böylece indirilmiş bir cezanın da verilmesi suretiyle, şartları varsa hakim bunu kontrol edecek, bakacak, uygun görürse kararı vermiş olacak. böylece yaklaşık 200 bin dosya mahkemenin önüne gelmeden, yıllarca sürüp, iki yıl, üç yıl sürüp sonra da hükmün açılmasını geri bırakma, erteleme adeta yargıya böyle işi uzatıp, yargıya iş yükü getiren tüm uygulamaları böylece sistemde daha rasyonel bir hale getiriyoruz” diye konuştu.

” ‘SENİ MAHKEMEDE SÜRÜM SÜRÜM SÜRÜNDÜRECEĞİM SÖZLERİ TARİH OLACAK”

Bakan Abdulhamit Gül, yeni yargı reformu belgesi ile ilgili yapılan değişikliklerin önemine vurgu yaparak “Trabzon meydanında bir fil meydana geliyor, meydanın kamerasında görülüyor. Her şey belli savcı bakıyor, ondan sonra gösteriyor. Orada bir şoför aracını sürerken gelmiş bir magandanın birisi bir fiil işlemiş, aleni bir şekilde kamera kayda almış, her şey açık, burada aslında 3 yılda sürse dava, 5 yılda sürse ne ceza çıkacağı belli, fiil belli, cezası belli. Oturup savcı hemen konuşacak o da herşey açık, ortada olduğu için anlaşma olacak. Mahkemede uygun görürse anında, belki 3-5 günde bitecek. Böylece mahkemeye olan güveni, yargıya olan güveni de artıracağız. Zaten bu tür davaların sonunda bakıyorsunuz ya yüzde 50’si savcılık takipsizlik veriyor ya mahkemeye geliyor. Mahkeme yüzde 50’sini veriyor ama bütün bir adliye teşkilatına vatandaşlar ‘yarın duruşmam var, önümüzdeki ay duruşmam var’, ‘duruşman bitti mi?’, ‘yok.’ Üç yıl geçti, basit bir mesele, basit ama devlet bunu çok önemsiyor, bir türlü karar vermekte bir neticeye varamadı. İşte bunu çok acil bir şekilde… Savcılarımız da sayı itibariyle yeterli bu konuda savcılarımıza geniş yetki veren bir yaklaşımla bu paketin inşallah yargıya önemli katkı sağlayacağını, vatandaşlarımıza önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz. Öyle bir şey çıkıyor ki yargı ile vatandaşın ilişkisi şöyle oluyor, diyor ki ‘Seni mahkemede sürüm sürüm süründüreceğim, burnundan fitil fitil getireceğim.’ Yani şunu demiyor, ‘mahkemeye seni vereceğim, hakkımı sonuna kadar alacağım görürsün’, biliyor çünkü o da sonunda ya hükmün geriye bırakılması alacak, erteleme alacak, verse bile 18 ayın altı infazı mümkün değil, içeriye girmeyecek, hakim de biliyor avukat da biliyor vatandaş da biliyor. Ne oluyor? yargıya güven azalıyor. ‘Seni sürüm sürüm süründüreceğim’ demeyecek, ‘mahkemeye seni vereceğim, hakkımı söke söke alacağım’ diye bu sistemlere ayar getirerek, bu sistemleri kurarak yargıya güveni inşallah artırmış olacağız” dedi.

“GEÇ GELEN ADALET ADALET DEĞİLDİR”

Geç gelen adaletin adalet olmadığını kaydeden ve bunun da önüne geçeceklerini ifade eden Gül “Basit yargılama usulünde asliye cezanın görevine giren ve iki yıla kadar olan suçlarda yine mahkeme yazılı savunmaları alacak. Duruşma yapılmaksızın karar verebilecek ve burada da hakim yine basit yargılama itibariyle kararı yine az önceki benzer usulle duruşmasız verecek ve herkes bu kararı alacak. Elbette verilen hükümlere karşı itirazlar mümkün olacak, itiraz olursa duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam edilecek. Böylece bu basit yargılamada da yaklaşık 350 bin dosya bu kapsama girmektedir. Bunların anlamı, Trabzon Adliyesinde, Türkiye’nin herhangi bir adliyesinde böyle artık uzun fermanlara dönen duruşma listeleri yerine, asliye cezalarda, ağır cezalarda vatandaşın gecikmeksizin çok nitelikli davaları ile ilgili hemen hakim ve savcılarımız da buralara yoğunlaşacak. Elbette diğer suçlarda çok önemli, bunları da önemli olduğu için gecikmeksizin yerine getiriyoruz. 3 yıl sonra şurada meydana gelmiş belli suçlarla ilgili üç gün içerisinde veriyorsanız insanın yüreği soğuyor, ‘adalet tecelli etti’ diyor. ‘Üç yıl sonra gelecek adaleti ben ne yapayım, geç gelen adalet adalet değil’ diyor. Oralarda da adaletin tez tecelli etmesi ne oluyor, gerçekleşmiş oluyor. İşte bu anlamdaki sistem sizlerin eliyle ortaya çıkacak, kanunların çıkması yeterli değil, önemli olan yine bu kanunların uygulayıcılar elinde daha da güzel şekillenmesi” vurgusunda bulundu.

“CİNSEL SUÇ MAĞDURLARININ MAHREMİYETİ KORUNACAK”

Cinsel suç mağdurlarının kayda alınan beyan ve görüntülerinin de kişisel veri olarak dava dosyasına saklanması ve gizliliği için her türlü tedbirlerin alınması yasal bir yükümlülük olarak geleceğini belirten Gül, “Gerek sağlık, gerek farklı sebeplerle dosyada bulunan bu belgeler bakıyorsunuz sosyal medyada yayınlanıyor, dolaşıyor. Bu çocuk büyüyecek, bu çocuk sosyal hayata girecek, bu çocuğun kamuda tüm bu verilerinin yayınlanması, alenileşmesi bu kişi için en büyük istismardır, öbür fiil kadar istismardır, işte bunun gizliliğini sağlayacak, mahkeme dosyasında muhafaza edecek şekilde de bir düzenleme yer almaktadır” dedi.

Türkiye’de hukuk eğitimin kalitesinin çok yukarıya çıkmasına inandıklarını belirten Gül, sözlerini şöyle tamamladı:

“Açılan çok fazla hukuk fakülteleri, kontenjanların daha yukarıya çıkması bizim için önemli ve bu başarı puan sıralamasında yukarıya çıkması en azından sistemde fakültenin sayısı fazla olsa bile niteliği, öğrenci niteliğini artıracaktır. Şuanda 200 bin başarı puanındaki kişiler giriyor ama biz bunu 100 bin olmasının doğru olduğuna inanıyoruz en azından. Bu konudaki düzenlemeler hukuk eğitiminin kalitesini artıracaktır. Türkiye’de hukuk sorununun temelinde nitelikli hukukçu sorunu da olduğunu unutmamamız lazım. İşte bu da hukuk eğitiminin kalitesinin ne kadar olduğunu gösteriyor. Bunun bir nebze de olsa kalitesini artırmak için hukuk mesleklerine giriş sınavı da yine bu düzenlemede yer almaktadır. Böylece bu sınavda başarılı olmanın icabı sebebiyle hem hukuk fakülteleri üniversitede eğitim kalitesini artıracak hem de öğrenci arkadaşlar yoğun bir şekilde teori ve pratiklerini güçlendireceklerdir. Bu da hem avukatlık mesleği hem hakimlik mesleği hem noterlik mesleği adına çok önemli bir gelişme olacaktır, kaliteyi artıracaktır, bu sınavda çıtayı yukarıya inşallah çıkaracaktır. Keza hakimler ve savcıların alımına ilişkin şuanda sadece bakanlık yöneticilerinin mülakat kurulunda olduğu bir sistem var. Bu sisteme Yargıtay, Danıştay ve HSK’dan da görevlilerin, ilgililerin katılımı ile sürecin daha katılımcı bir şekilde mülakat kurulunun oluşmasını hedefliyoruz. Böylece yargıya olan güvenin artması yönünde çok önemli düzenlemelerin hayata geçmesi ama daha önemlisi bunların daha güzeliyle uygulamada, uygulayıcıların, sizlerin elinde şekillenmesi çok önemli. Ben sizlerin elinde bu reformların bir şahesere döneceğine ve vatandaşlarımızın yargıya olan güveninin daha da artacağına inancım tamdır.”

Kaynak: İHA

Devamını Gör
Yorum Yap

Notice: Undefined variable: user_ID in /home/u7595186/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49

You must be logged in to post a comment Login

Yorumun

Gündem

Zabıta ekiplerinden poğaça istemesiyle gönüllere taht kuran 77 yaşındaki Burhan Kılıçkını’nın tedavisi, memleketi Mersin’de devam edecek.ZABITA İLE YAŞADIĞI DİYALOGDA KİBAR TAVIRLARI İLE DİKKAT ÇEKMİŞTİ Ordu’nun Altınordu ilçesi Taşbaşı Mahalesi’ndeki evinde yaşayan 77 yaşındaki Burhan Kılıçkını, ihtiyaçlarının karşılanması için kapısına gelen Altınordu Belediyesi zabıta ekiplerine verdiği sipariş sırasında kibar tavırları ile dikkatleri çekmişti. O anlar sosyal medyada büyük ilgi çekerken, Burhan Kılıçkını uygulamadan memnun olduğunu söylemişti.GEÇTİĞİMİZ GÜNLERDE HASTANEYE KALDIRILMIŞTIEvinde yalnız yaşayan ve şeker hastalığı bulunan Burhan Kılıçkını, ayağında bulunan yaranın kanaması üzerinde komşularından yardım istemiş, eve gelen komşuların kanamayı durduramaması üzerine 112 acil servis ekiplerine bilgi vermiş ve Burhan Kılıçkını Ordu Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alınmıştı.ORDU’YA VEDA ETTİMersin’den gelen kızı Deniz Öztaş (33) ile damadı Şehmuz Öztaş (43) ile birlikte hastaneden ayrılan Burhan Kılıçkını, daha sonra Taşbaşı Mahallesi Sıtkıcan Caddesi’nde yaşamını sürdürdüğü evine geldi. Evinden bazı eşyalarını alan Kılıçkını, daha sonra 15 yıl yaşadığı Ordu’ya ve evine veda edip, memleketi Mersin’in yolunu tuttu. Özel seyahat izin belgesi alan Kılıçkını, bundan sonraki yaşamını Mersin’in Mezitli ilçesine bağlı Tece Mahallesi’nde sürdürecek. “MEMLEKETİME YERLEŞMEYE KARAR VERDİM”Evinin önünde konuşan Burhan Kılıçkını, rahatsızlığı nedeniyle memleketine yerleşme kararı aldığını söyledi. Tek yaşadığı için ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını belirten Kılıçkını, ”Burada 15 yıl oturdum. 15 yıl oturduktan sonra da başıma bu rahatsızlık geldi. Ayağımda şeker hastalığı nedeniyle bir yara var. Sol ayağımın topuğunda. Bir türlü iyileşmedi. Çok doktorlara gittim. Baktılar ufak yara merhem, pansuman suyu verdiler. Fakat tek yaşadığım için pek bakamadım kendime. Bu nedenle Devlet Hastanesi’nin acil servisine gittim. Beni Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne naklettiler. Plastik Cerrahi Doktoru benim memleketim Mersin’de Tıp Fakültesi’nde varmış. Orada ameliyat olmam gerekiyormuş. Sol ayağımda dört damar tıkalıymış. Onu açacaklarmış. Ondan sonra yarayı tedavi edecekler. Rahatsızlığım nedeniyle en sonunda memleketim olan Mersin’de kalmaya karar verdim” dedi.”ÖRNEK OLSUN DİYE GÜZEL TÜRKÇE KONUŞUYORUM”Zabıtaya verdiği kibar yanıtlarla Türkiye’de gündem olduğu anımsatılan Kılıçkını, ”İnsanlara örnek olsun diye güzel Türkçe konuşuyorum. Hatasız kelimeler kullanmaya gayret gösteriyorum. İyilikten başka güzellik düşünmüyorum” diye konuştu.”ÖLÜNCE BENİ BURAYA GÖMSÜNLER DİYORDUM”Ordu’dan ayrıldığı için üzgün olduğunu kaydeden Kılıçkını, ”Ordu’yu özleyeceğim. Ben bile ‘burada ölürsem şu yeşillikler içerisinde beni gömün’ diyorum. Memleketim, yazın ateş gibi yanıyor, çok sıcak oluyor. Ama burada kendime göre eş bulamadım. Eş bulamayınca kızımla birlikte memleketime gitmeye karar verdim. Memleketimde bana ufak tefek kiralık ev bulacaklar. Buradaki eşyalarımı kargoyla alıp, Mersin’e götüreceğim” dedi.”HİLMİ GÜLER KİBAR VE ASİL BİR İNSAN”Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler’e de teşekkür eden Kılıçkını, ”Buradaki memur arkadaşlar sağ olsunlar geldiler, ilgilendiler. Herhangi bir ihtiyacım olup olmadığını sordular. Tek yaşadığım için bazen yemeğimi yaparken erzak lazım oluyor. Onu alıp, bana getirdiler. Hilmi Güler başkanımıza da sonsuz teşekkürler ediyorum. Kibar ve asil bir insan. Olgun bir insan. Ne mutlu öyle insanlara, öyle insana” diyerek teşekkür etti.

on

Zabıta ekiplerinden poğaça istemesiyle gönüllere taht kuran 77 yaşındaki Burhan Kılıçkını’nın tedavisi, memleketi Mersin‘de devam edecek.

ZABITA İLE YAŞADIĞI DİYALOGDA KİBAR TAVIRLARI İLE DİKKAT ÇEKMİŞTİ

Ordu‘nun Altınordu ilçesi Taşbaşı Mahalesi’ndeki evinde yaşayan 77 yaşındaki Burhan Kılıçkını, ihtiyaçlarının karşılanması için kapısına gelen Altınordu Belediyesi zabıta ekiplerine verdiği sipariş sırasında kibar tavırları ile dikkatleri çekmişti. O anlar sosyal medyada büyük ilgi çekerken, Burhan Kılıçkını uygulamadan memnun olduğunu söylemişti.

GEÇTİĞİMİZ GÜNLERDE HASTANEYE KALDIRILMIŞTI

Evinde yalnız yaşayan ve şeker hastalığı bulunan Burhan Kılıçkını, ayağında bulunan yaranın kanaması üzerinde komşularından yardım istemiş, eve gelen komşuların kanamayı durduramaması üzerine 112 acil servis ekiplerine bilgi vermiş ve Burhan Kılıçkını Ordu Devlet Hastanesi‘nde tedavi altına alınmıştı.

ORDU’YA VEDA ETTİ

Mersin’den gelen kızı Deniz Öztaş (33) ile damadı Şehmuz Öztaş (43) ile birlikte hastaneden ayrılan Burhan Kılıçkını, daha sonra Taşbaşı Mahallesi Sıtkıcan Caddesi’nde yaşamını sürdürdüğü evine geldi. Evinden bazı eşyalarını alan Kılıçkını, daha sonra 15 yıl yaşadığı Ordu’ya ve evine veda edip, memleketi Mersin’in yolunu tuttu. Özel seyahat izin belgesi alan Kılıçkını, bundan sonraki yaşamını Mersin’in Mezitli ilçesine bağlı Tece Mahallesi’nde sürdürecek.

“MEMLEKETİME YERLEŞMEYE KARAR VERDİM”

Evinin önünde konuşan Burhan Kılıçkını, rahatsızlığı nedeniyle memleketine yerleşme kararı aldığını söyledi. Tek yaşadığı için ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını belirten Kılıçkını, ”Burada 15 yıl oturdum. 15 yıl oturduktan sonra da başıma bu rahatsızlık geldi. Ayağımda şeker hastalığı nedeniyle bir yara var. Sol ayağımın topuğunda. Bir türlü iyileşmedi. Çok doktorlara gittim. Baktılar ufak yara merhem, pansuman suyu verdiler. Fakat tek yaşadığım için pek bakamadım kendime. Bu nedenle Devlet Hastanesi’nin acil servisine gittim. Beni Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne naklettiler. Plastik Cerrahi Doktoru benim memleketim Mersin’de Tıp Fakültesi’nde varmış. Orada ameliyat olmam gerekiyormuş. Sol ayağımda dört damar tıkalıymış. Onu açacaklarmış. Ondan sonra yarayı tedavi edecekler. Rahatsızlığım nedeniyle en sonunda memleketim olan Mersin’de kalmaya karar verdim” dedi.

“ÖRNEK OLSUN DİYE GÜZEL TÜRKÇE KONUŞUYORUM”

Zabıtaya verdiği kibar yanıtlarla Türkiye‘de gündem olduğu anımsatılan Kılıçkını, ”İnsanlara örnek olsun diye güzel Türkçe konuşuyorum. Hatasız kelimeler kullanmaya gayret gösteriyorum. İyilikten başka güzellik düşünmüyorum” diye konuştu.

“ÖLÜNCE BENİ BURAYA GÖMSÜNLER DİYORDUM”

Ordu’dan ayrıldığı için üzgün olduğunu kaydeden Kılıçkını, ”Ordu’yu özleyeceğim. Ben bile ‘burada ölürsem şu yeşillikler içerisinde beni gömün’ diyorum. Memleketim, yazın ateş gibi yanıyor, çok sıcak oluyor. Ama burada kendime göre eş bulamadım. Eş bulamayınca kızımla birlikte memleketime gitmeye karar verdim. Memleketimde bana ufak tefek kiralık ev bulacaklar. Buradaki eşyalarımı kargoyla alıp, Mersin’e götüreceğim” dedi.

“HİLMİ GÜLER KİBAR VE ASİL BİR İNSAN”

Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler‘e de teşekkür eden Kılıçkını, ”Buradaki memur arkadaşlar sağ olsunlar geldiler, ilgilendiler. Herhangi bir ihtiyacım olup olmadığını sordular. Tek yaşadığım için bazen yemeğimi yaparken erzak lazım oluyor. Onu alıp, bana getirdiler. Hilmi Güler başkanımıza da sonsuz teşekkürler ediyorum. Kibar ve asil bir insan. Olgun bir insan. Ne mutlu öyle insanlara, öyle insana” diyerek teşekkür etti.

Türkiye'nin gündemine oturan Burhan amca yine gönülleri fethetti: Gönlüm Ordu'da kalacak
Türkiye'nin gündemine oturan Burhan amca yine gönülleri fethetti: Gönlüm Ordu'da kalacak
Naifliğiyle Türkiye'nin gündemine oturan Burhan amca yine gönülleri fethetti: Gönlüm Ordu'da kalacak

Devamını Gör

Gündem

OPEC ülkeleri ve Rusya anlaştı, petrol üretimi günlük 10 milyon varil düşecek

on

Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve Rusya gibi OPEC dışı bazı ülkeler günlük petrol üretimlerini toplam 10 milyon varil azaltma kararı aldı.

Kararı Meksika harici petrol ihracatı yapan tüm ülkeler kabul etti.

Buna göre OPEC+ olarak bilinen ülkeler günlük ham petrol üretim miktarını 1 Mayıs’tan 30 Haziran’a kadar iki ay boyunca 10 milyon varil azaltacak.

Hazirandan sonra 2021’e kadarki 6 aylık dönemde ise üretim azaltma miktarı günlük 8 milyon varil, 30 Nisan 2022’ye kadar olan sonraki 16 aylık dönemde ise günlük 6 milyon varil olarak kabul edildi.

Uzun bir süre OPEC ülkeleriyle anlaşma sağlayamayan Rusya Enerji Bakanı Alexander Novak, tüm petrol üreten ülkelerin aşırı üretimden kaynaklanan durumu değiştirmek için hem fikir olduğunu, zira dünya genelinde petrole olan talebin günlük 10-15 milyon varil düştüğünü kaydetti.

Kesinti miktarları için OPEC+ üyelerinin Ekim 2018 ham petrol üretim seviyeleri baz alınacak, ancak Suudi Arabistan ve Rusya’nın kesintileri günlük 11 milyon varillik üretim miktarı baz alınarak hesaplanacak.

Meksika anlaşmayı kabul etmedi, üretimi günlük 100 bin varil düşürecek

Toplantıda alınan karara Kuzey Amerika ülkesi Meksika ise katılmadı. Meksika Enerji Bakanı Rocio Nahle, önümüzdeki 2 aylık süreçte üretim miktarlarını günlük 100 bin varil düşüreceklerini kaydetti.

Rocio Twitter hesabında, günlük üretimlerinin 1.7 milyon varil olduğunu ve bu rakamı 2 ay süreyle 1.6 milyon varile düşüreceklerini yazdı.

Toplantı sonrası petrol fiyatları daha da düştü

Toplantı sırasında Brent türü ham petrolün varil fiyatı 33,87 dolara kadar çıkarak günü 32,84 dolardan tamamlarken, bugün 08.00’de ise yüzde 3,1 düşüşle 31,82 dolara geriledi.

ABD’nin Batı Teksas türü (WTI) ham petrolün varil fiyatı da dün 26,45 dolara yükselerek günü 25,09 dolardan kapattı ve bugün aynı dakikalarda yüzde 7,5 azalışla 23,21 dolardan alıcı buldu.

OPEC+ ülkeleri 6 Mart’ta Avusturya’nın başkenti Viyana’da düzenlenen toplantıda üretim kesintisi kararı alamamış, dünya genelinde hızla yayılan koronavirüsün (Covid-19) yarattığı düşük talep ve arz fazlası nedeniyle petrol fiyatları 30 Mart tarihinde 2002’den bu yana en düşük seviyelerine gerilemişti.

Devamını Gör

Gündem

Koronavirüs: Covid-19’dan 2 kişinin öldüğü Yeni Zelanda’nın elime stratejisinden çıkarılacak dersler neler?

on

Jacinda ArdernTelif hakkı
Getty Images

Image caption

Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern

Amerikan Johns Hopkins Üniversitesi’nin son verilerine göre nüfusu yaklaşık 4,7 milyon olan Yeni Zelanda’da koronavirüs vakalarının sayısı 1300’ün altında. Ülkede virüs sonucu şu ana kadar sadece iki kişi hayatını kaybetti. Otago Üniversitesi Kamu Sağlığı Bölümü’nden Profesör Michael Baker ve Nick Wilson, İngiliz Guardian gazetesinde yayımlanan makalelerinde, Yeni Zelanda’nın salgına karşı uyguladığı eleme stratejisini ele aldı.

Covid-19 salgınında kararlı bir tutum geliştirmek gerekiyor, ancak salgın kontrolüyle ilgili bilimsel bilgi ve modern cihaz avantajına rağmen batılı ülkeler bu konuda çok yavaş davrandı.

Yeni Zelanda, ülke sınırları içinde Covid-19 salgınına tümüyle son vermek üzere gelişkin bir strateji izleyen tek “Batılı” ülke konumunda. Yeni vaka sayıları sürekli düşüş gösterdiği için bu strateji işe yaramış görünüyor.

Yeni vakaların çoğu seyahatten dönenler. Bunlar sınırdan girer girmez karantinaya alınıyor. Diğerleri ise belli bölgelerde toplanmış görünüyor, ki bunlar da takip altında tutularak yayılması önleniyor. Ancak zafer ilan etmek için henüz erken, ülkede sokağa çıkış sınırlamaları sıkı bir şekilde uygulanıyor.

Yeni Zelanda, hastalığı tümüyle ortadan kaldırma stratejsiini Mart ortasında uygulamaya başladı. Daha önce Avustralya’da olduğu gibi genel grip salgınında uygulanan yöntemlere başvurulmuştu. Sonra sıkı sınır kontrolleri, 14 gün izolasyon, hastaların önceden irtibat kurduğu kişilerin takibe alınması, karantina gibi yöntemler uygulandı.

Eliminasyon stratejsi

Ancak 23 Mart’tan itibaren Yeni Zelanda hastalığın tümden ortadan kaldırılması, yani eleme stratejisini uygulamaya başladı. Her iki ülkede de vaka sayısı azdı. Yeni Zelanda’da 102 koronavirüs vakası tespit edilmiş ve hiç ölüm olmamışken, Avustralya’da 1396 vaka ve 10 ölüm vardı. (Perşembe günü itibarıyla Yeni Zelanda’da 992 vaka ve bir ölüm oldu. Pazar gününden bu yana vaka artışı düşmeye devam etti, 89 yeni vaka sayısı 29’a düştü.)

Aynı gün Başbakan Jacinda Ardern Yeni Zelanda’da fiziksel mesafe ve seyahat sınırlaması uygulamasının artırılacağını açıkladı. 26 Mart’ta da ülkede topyekun sokağa çıkma sınırlaması başlatıldı.

Eleme stratejisi, grip salgınında uygulanan yatıştırma stratejisinden farklı. Yatıştırmada, salgın ilerledikçe müdahaleler de artıyor – örneğin okulların kapatılmasına daha sonra geçiliyor, “zirve” noktasını düzleştirmek amacıyla. Hastalığı tümüyle ortadan kaldırmak içinse, daha başlangıç aşamasında sıkı önlemler uygulanarak yayılması sekteye uğratılıyor.

Bir ay boyunca herkese evde karantina uygulanarak Covid-19’un yayılması durdurulmuş oldu. Bu sırada sınırda alınan ek önlemler, testlerin yaygınlaştırılması, ek takip ve gözetim için de hazırlıklar tamamlandı. Ayrıca daha önce Asya’daki SARS gibi büyük salgınlardan etkilenmemiş halkın fiziksel mesafe uygulamasına alışması da sağlandı bu sırada.

Telif hakkı
Getty Images

Alternatifler ne?

Yeni Zelanda’da eleme stratejisinde karar kılınmasının bir nedeni de bunun en az kötü seçenek olarak görülmesiydi. Dünya Sağlık Örgütü ekibinin Çin ziyaretinin ardınan yayımladığı raporda, gribin tersine Covid-19’un SARS’a daha çok benzediği ve toplum içinde yayılmış olsa bile ortadan kaldırılmasının mümkün olduğu bilgisiydi. Ayrıca Singapur, Güney Kore, Tayvan ve Hong Kong’da salgını sınırlandırmada başarı gösterilmişti.

Batı ülkelerinde de “zirveyi düzleştirme” amacıyla uygulanan yatıştırma stratejisinin işe yaramadığı, Avrupa çapında sağlık sistemlerine aşırı yüklenme olduğu görülüyordu. Bu ülkeler de artık baskılama stratejisine yöneliyor, böylece aşı veya ilaç buluncaya dek, belki uzun süreli sınırlamalar pahasına salgını kontrol edilebilir bir seviyede tutmaya çalışıyorlardı.

Hangi ülkeler uygulayabilir?

Bu stratejinin etkili olması için sınır kontrollerinin sıkı olması, yoğun test ve takip için yeterli kaynak bulunması, sokağa çıkma sınırlamasının uygulanabilir olması gerekir. Avustralya’da bu koşullar olduğu için bu strateji hala uygulanabilir. Ancak birçok düşük ve orta gelirli ülkeler bakımından ne yazık ki şu anda bunlar hayata geçirilebilir görünmüyor.

Önemli etkenlerden biri de siyasi liderlik. Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern’in kararlı ve insani özellikleri ağır basan liderliğinin, Yeni Zelanda’da salgına karşı stragejinin hızla değiştirilmesinde ve uygulanmasında önemli olduğu söylenebilir.

Hükümet ayrıca Maori, Pasifik halkları ve düşük gelirliler gibi daha dezavantajlı kesimlerin korunmasın yönelik olarak büyük bri ekonomik destek paketi ve kira artışının sınırlanması gibi ek önlemler de aldı.

Buna rağmen Yeni Zelanda’nın az da olsa eliminasyon stratejisinin başarısız olma ihtimaline karşı da hazırlıklı olması gerekiyor. Bu durumda baskılama ve yatıştırma stratejisine geçmesi gerekecek.

Bu stratejilerle hedefli önlemlere yönelerek yaşlılar ve kronik hastalıkları olanlar gibi kesimlerin ölüm oranı da azaltılabilir. Covid-19 hastalarının dönem dönem artış göstermesi durumuyla baş edebilecek şekilde sağlık sisteminin geliştirilmesi de bu dönemde önemli olacaktır.

Daha fazla yatırım

Eliminasyon stratejisi diğer stratejilere göre iki avantaj sunuyor. Erken uygulandığı takdirde hasta ve ölü sayısını sınırlayabilir ve başarılı olması halinde daha net ve hızlı bir çıkış yolu da sağlayabilir. Ancak burada da iyimserliğin temkinli olmakla dengelenmesi gerekiyor. Gelecekte Covid-19 tehdidinden kurtulmak için aşı ya da antiviral ilaç tedavisinin bulunması şart.

Bu salgından çıkarılacak en önemli derslerden biri de kamu sağlığına daha fazla yatırım yapılması gerektiğidir.

Devamını Gör

Köşe Yazıları

yazılar

SORUNLAR VE ÇÖZÜMLERLE

SÖZÜN DOĞRUSU EVLİLİK/ EVET GENÇLERİMİZİ AYNEN ÖZGÜR BEYİN DEDĞİ GİBİ BİR EVE KOYARAK ONLARI EVLENMİŞ SAYIYORUZ,BİZ BU TAVSİYELERE KULAK VERECEK...

yazılar

özgür türk sorunlar ve çözümler ile artık you tube de

Okunma Sayısı: 373

yazılar

SÖZÜN DOĞRUSU / DAYANAMIYORUM BU ADALETSİZLİĞE..! HAYKIRIYORUM..!

Bu kadar insanın ölümüne sebep olan fetonun kancık itleri ve çekirdek kadro denilen şerefsiz soysuz hainler sanki hiç suçları yokmuş...

yazılar

ARINÇ,A KOZMİK ODA KONUSU NİHAYET AÇIKÇA SORULDU..SİZMİ AÇTIRDINIZ..?

Konuk olduğu yayında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bülent Arınç, “Kozmik Oda’yı siz mi açtırdınız” sorusuna “Hayır, bu külliyen yalandır ve...

#BAŞATIMI/HEZİMETMİ #BAŞATIMI/HEZİMETMİ
yazılar

BAŞARIMI….YOKSA ….?

Barış pınarı harekatı için medyada ,sosyal platformlarda çok şekilde söylemler oldu,peki objektif olarak bakıldığında gerçekten bir tehditole geri adımmı,yoksa bir...

yazılar

MEHMET SİYAM KESİMOĞLU,BAŞIN SAĞOLSUN..

KIRKLARELİ belediyesinin başarılı belediye başkanı annesinin vefaat ı ile sarsıldı,anne melahat kesimoğlu ani vefaati ile tüm kırklarelini yasa boğdu,melahat kesimoğlu...

yazılar

SİBER KAHRAMANLAR….!

Siz görmesenizde onlar çalışıyor,kendilerine gelen mail yoluyla her türlü ihbarı değerlendirip sonuç almak için gerekli hareketi başlatıyorlar,24 saat kesintisiz çalışıyorlar,nerede...

yazılar

BİR BOZKURT DAHA GÖÇ EYLEDİ.

Ülkü Ocakları’nın kurucu genel başkanı Aytekin Yıldırım, hayatını kaybetti. Ülkü Ocakları’nın kurucu genel başkanı Aytekin Yıldırım, bu sabah evinde hayatını...

#KÜRTLERE MUAZZAM PARA VERDİK.. #KÜRTLERE MUAZZAM PARA VERDİK..
yazılar

YPG VE KÜRTLERE MUAZAM PARA VERDİK..OLMADI.

trump, YPG’ye yapılan destekle ilgili, “Kürtler bizimle birlikte savaştı, ama bunu yapmaları için onlara muazzam para ödendi, donanım verildi” dedi....

#HAMİDİYE ..HERKES SUSAR. #HAMİDİYE ..HERKES SUSAR.
yazılar

SÖZÜN DOĞRUSU / HAMİDİYE DEYİNCE HERKES SUSAR..!

1902 YILINDA ABDÜLHAMİT han tarafından ilk su fabrikası olarak kurulduğundan bu yana İTANBUL AHALİSİNE milli bir su markası olarak hizmet...

Trending

Kangal Yazılım Copyright © 2014 OrionMedyaTv