Connect with us

Gündem

Erdoğan, İmamoğlu’nun zarfından sonra da aynı ifadeyi kullandı: Yapacağız

on

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kanal İstanbul’un yapılmaması için Cumhurbaşkanı Erdoğan’a 4 sayfalık rapor verdi. Bu rapordan sonra da Erdoğan’ın bugünkü konuşmasında “Kanal İstanbul projesini çok yakında başlatıyoruz” demesi dikkat çekti.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, dün Ankara’da Türkiye Belediyeler Birliği’nin düzenlediği Akıllı Şehirler ve Belediyeler Kongre ve Sergisi’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Kanal İstanbul’la ilgili içerisinde 4 sayfalık bir raporun olduğu zarf teslim etmişti.

“YAKINDA BAŞLATIYORUZ”

İmamoğlu’nun kendisine teslim ettiği zarfla ilgili herhangi bir açıklama yapmayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen değerlendirme toplantısında dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Kanal İstanbul projesinin yapılması konusundaki kararlılığını bir kez daha dile getiren Erdoğan, “Ülkemizin gücüne güç katacak Kanal İstanbul projesini de çok yakında başlatıyoruz. Kanal İstanbul’a karşı çıkanların hiçbirinin bu projenin ne olduğuna dair en küçük bir fikri yok” ifadelerini kullandı.

“FİNANSMANI VE İNŞASINDA SORUN YAŞANMAYACAK”

Açıklamasının devamında İstanbul projesinin finansmanı ve inşasında herhangi bir sorun yaşanmayacağını belirten Erdoğan, “Bu kanal Büyükşehir Belediye Başkanlığımız döneminden beri savunduğumuz, 2011 yılında da milletimize taahhüt ettiğimiz projedir. Kanal İstanbul projesinde 2 liman, bir yat limanı, 2 demiryolu hattı ve 500 bin kişilik konut alanı yer alacak” şeklinde konuştu.

Bakan turhan açıkladı! kanal İstanbul projesiyle 3 ülke ilgileniyorBakan Turhan açıkladı! Kanal İstanbul projesiyle 3 ülke ilgileniyorAK partili Özkan: chp'liler kanal İstanbul güzergahında çok ciddi arsa alımı yaptıAK Partili Özkan: CHP’liler Kanal İstanbul güzergahında çok ciddi arsa alımı yaptı

Kanal İstanbul'a tepki gösterenler el ele verip zincir oluşturduKanal İstanbul’a tepki gösterenler el ele verip zincir oluşturdu

İmamoğlu, yüz ifadesi ekrana verilince salonu terk etti ve programın ikinci oturumuna katılmadıİmamoğlu, yüz ifadesi ekrana verilince salonu terk etti ve programın ikinci oturumuna katılmadı

Kanal İstanbul nedir? kanal projesi ne zaman başlayacak? nereye yapılacak? güzergahı, maliyeti!Kanal İstanbul nedir? Kanal İstanbul Projesi ne zaman başlayacak? Kanal İstanbul nereye yapılacak? Kanal İstanbul güzergahı, Kanal İstanbul maliyeti!

Haber Videosu: Erdoğan, İmamoğlu’nun zarfından sonra da aynı ifadeyi kullandı: Yapacağız

Devamını Gör
Yorum Yap

You must be logged in to post a comment Login

Yorumun

Gündem

Çobanlıktan fabrikatörlüğe uzanan ibretlik bir hayat hikayesi

on

Kars’ın Selim ilçesi Tuygun Köyü’nde doğan ve 15 yaşına kadar çobanlık yapan Vehbi Akyar, çocuk yaşta kaçarak geldiği İzmir’de büyük bir fabrikanın sahibi oldu. Firmasında 33’ü mühendis yaklaşık 210 kişiyi istihdam eden ve 42 ülkeye ihracat yapan Akyar, havalandırma ve iklimlendirme ekipmanları işinde sektörün liderlerinden biri oldu.

Kars’a 24 kilometre uzaklıktaki Tuygun Köyü’nde 7 çocuklu bir ailenin en büyüğü olarak dünyaya gelen 53 yaşındaki Vehbi Akyar, çobanlıkla başladığı başarı hikayesine Menderes ilçesindeki İzmir Ticaret Organize Sanayi Bölgesi’nde (İTOB) kurduğu fabrikayla devam ediyor. 15 yaşında geldiği İzmir’de dayısının yanında çıraklık yaparak havalandırma sistemleri işini öğrenen Akyar, sektörün lider firmalarından birinin sahibi oldu.

Geçmişini de asla unutmayan Akyar, fabrikasının bahçesine kurduğu küçük çiftliğinde koyun, keçi ve çok sayıda tavuk besliyor. Evli ve 1 çocuk babası Vehbi Akyar’ın 20 yaşındaki oğlu Ekonomi Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü 2’nci sınıf öğrencisi Murat Akyar da boş zamanlarında babasının en büyük yardımcısı oldu.

“HAYVANCILIK ZORDU, ÇOBANCILIK DAHA DA ZORDU”

Çocukluğundan beri sorumluluk almayı sevdiğini ve zorluklarla mücadele ederek büyüdüğünü anlatan Vehbi Akyar, “Köyümde 30 nüfuslu bir ailem vardı. 4 amcam ve çocuklarıyla birlikte aynı evi paylaşıyorduk. Evin en büyüğü bendim. Yaz kış hayvanlarla ilgileniyordum. Hayvancılık zordu, çobanlık daha da zordu” dedi.

Yaklaşık 2 bin 800 rakımlı Allahüekber Dağı’nda koçları otlatan ve küçük bir çocuk olmasına karşın koçlarını Gaziantep’e getirip satan Akyar, “Aramızda bir yarış vardı. 550 tane erkek koç otlatıyor yaz sonu Antep’e getirip satıyorduk. Kimin hayvanı daha kilolu olacak diye bir yarış vardı. En kilolu hayvan benimkiydi. 110 kiloluk hayvan satarak rekor kırıyordum. 11 yaşındayken 300 hayvana eksi 20 derecede yem hazırlıyor, bıkıp usanmadan onların suyunu, yemini taşıyordum. Su köye çok uzaktı. Su taşımak için kova kullanıyorduk. Ben bir eşeğe kızak yaptım. Kızağın üstüne bidon monte ettim. Suyu eve eşekle taşıyordum. Köyde bu sistemi ilk kez ben yaptım, bu nedenle çok seviliyordum” diye konuştu.

“KONAK MEYDANINI GÖRÜNCE GÖZLERİM KAMAŞTI”

Dedesinin İzmir’de yaşadığını öğrenen Vehbi Akyar, ilkokulu zorluklarla köyünde bitirdikten sonra hep İzmir’e gelme hayali kurduğunu söyledi. Birçok kez deneyen ama başaramayan Akyar, 15 yaşındayken 4’üncü denemesinde İzmir’e kaçmayı başardı. Para biriktirerek otobüs biletini satın alan Akyar, İzmir yolculuğunu şöyle anlattı:

“Bir okulun çevresi taş duvarlarla örülecekti. Bir ustanın çırağı olarak 16 gün bu işte çalıştım ve o zamanın parasıyla 400 lira kazandım. O parayı duvardaki deliğe sakladım. Bir eylül sabahı parayı alıp üstümdeki tezek kokusuyla şehir merkezine yürüdüm. Kimseye haber vermeden şehirlerarası otobüse bindim. Annem bana hep ‘deden İzmir Karabağlar’da ona kaç’ diyordu. Çünkü sırtımdaki yük fazlaydı. Annem de beni bu hayattan kurtarmak için ‘bir gün git buralardan’ diyordu. Ankara’da İzmir otobüsüne aktarma yaptım. Tuvalette ayağımdaki lastikleri yıkadım. Ankara’yı geçtikten sonra gördüm ki her tarafta domates salatalık var. İki kilo domates aldım. Benim için çok değişik bir yiyecekti. Domates ekmek yiye yiye İzmir’e geldim. Konak Meydanı’nı gördüm gözlerim kamaştı, her taraf ışık bambaşka bir dünya. Ama hiç korkmadım. Korku bende olmayan bir şey. Başaracağımı biliyordum.”

MAÇTA SU SATARAK TAKSİT ÖDEDİ

Kars-İzmir yolculuğun ardından dedesini bulan ve yepyeni bir hayata başlayan Vehbi Akyar, dayısının yanında havalandırma işini öğrendi. Para kazanmasa da çok çalıştığını hurda toplayıp satarak kendisine bir şeyler alabildiğini dile getiren Akyar, askerliğinin ardından bir mühendisin yardımıyla Antalya’da bir işe girdi. Bir otelin sezon açılana kadar havalandırma sistemini bitirdiğini belirten Akyar, ilk kıvrım makinesini o yıllarda aldığını anlattı. Kısa sürede Antalya’daki bütün otellerin işlerini yapmaya başlayan Akyar, köyündeki hemşerilerini çağırıp onlara da iş bulmanın mutluluğunu yaşadı.

Akyar, “Köyümdeki çoban arkadaşlarımı çağırıyordum. Çadır kurdum hep birlikte kalıyor, yemeği de kendimiz yapıyorduk. Gece gündüz çalışıyorduk. 18 kişi geldi köyden. İzmir’de dayılarım birleşip şirket kurdu beni ortak etmediler. Ben de kendime Karabağlar’da küçük bir dükkan tuttum. Konak’taki Ordu Evi’nin işini aldım. Bir araba aldım taksitle. İlk taksiti ödedim ama param yetmedi. O gün hayatımdaki kırılma anıdır. Galatasaray’ın ceza aldığı için İzmir’de Alsancak Stadı’nda oynanan bir Avrupa maçı vardı. Ağustos sıcağıydı. Cebimdeki parayla iki bin tane su aldım. Kamyonet kiraladım mahalleden 15 çocuğa kova verdim. İki katı fiyatla sattım. Sahanın bahçesinde zabıtalar arkamdan koştu ama hepsini sattım. Kahveye gidip kazandığımız paraları masanın üstüne döktüm. Araba taksitini ayırdım geri kalanı çocuklara dağıttım. Arabanın borcunu kapattım. Daha sonra başlık parası verdim ve köyden oğlumun anasıyla evlendim” diye konuştu.

“PARAYI DEĞİL HEP İŞİ SEVDİM”

Zamanla işleri artan ve para kazanmaya başlayan Akyar, çalıştıkça kazandığını anlatarak şunları söyledi:

“Gözüm karaydı. Hayatım boyunca hep ileri baktım. Yanıma aldığım ilk mühendis hala sağ kolum ve fabrikanın genel müdürü. İlk ay onun maaşını nasıl vereceğimi düşündüm. O adamın psikolojisi bozulursa verim alamazdım. Kendim yemedim onun maaşını verdim. 10 kişi 20, 30, 40 kişi derken hep büyüdük. Karabağlar’da 500 metrekare yerden Halkapınar’da 4 bin metrekare yere geçtim. Sonra buranın arsasını aldım. Parayı değil hep işi sevdim. 30 senedir bu işi yapıyorum. Kimseyi kırmadım işini yarım bırakmadım. Yanımda çalışanların en az kıdemlisi 10 yıllık.”

İTHALATIN ÖNÜNÜ KESTİ

Yaklaşık 210 kişinin çalıştığı fabrikasında 33 mühendis ile 42 ülkeye ihracat yaptığını kaydeden Vehbi Akyar, her sabah 08.00’de işinin başında oluyor. Dünyadaki sayılı iklimlendirme üreticilerinden biri olmakla övünen Akyar, “Hangi ürünün hangi müşteriye ait olduğunu bilmezsem rahatsız olurum. Fabrikayı sürekli dolaşıyorum. Davlumbazından tutun klima santrali, menfezi, damperi gibi ekipmanların tamamını biz üretiyoruz. Türkiye’nin en çok ithalat yaptığı ülkeler sektörümüzde Finlandiya, Almanya ve İtalya idi. Biz yüksek performanslı cihazlarımız ile yurt dışındaki firmaların önünü kestik. Türkiye’ye onların malını sokmuyoruz. Bizim ürünlerimiz onlardan daha kaliteli” diye konuştu.

Çobanlık yıllarını hiçbir zaman unutmayan Akyar, geçmişini sürekli yaşattığını belirterek “Fabrikaya geldiğimde koyunlarımı görmezsem eksiklik hissederim. Gün içinde belli aralıklarla gelip onları otlatırım. Bu benim için bir terapi oluyor. Yaklaşık 43 koyun var burada” dedi.

KÖYÜNE OKUL YAPTI

İş yerinde çalışan 34 kişinin hemşerisi olduğunu vurgulayan Akyar, İzmir’de iş kurduğu günden beri emekli olanlar ve kendi iş yerlerini kuranlarla birlikte yaklaşık 2 bin kişinin İzmir’e yerleşmesini sağladı. Kars’tan İzmir’e bir göçü başlatan Akyar, şöyle devam etti:

“Benim bir ahdım vardı. Kars’a iş yeri kurmayı, ilkokulu zorla bitirdiğim için de Selim ilçesine bir okul yaptırmayı hayal ediyordum. Şu an bunları başardım. Selim’e iki yıl önce Vehbi Akyar İlköğretim Okulu yaptırdım. Yaklaşık 300 öğrencisi var. Fabrikamın ise yüzde 80’i bitti. Daha faaliyete başlamadı. Trenle Kars’tan Rusya’ya, Ukrayna, Azerbaycan ve Türkmenistan’a ürün göndereceğim. 2021’de faaliyete başlayacak. Tır ile taşımacılık çok pahalı olduğu için burada ürettiğim ürünleri Kars’tan trenle yurt dışına göndereceğim. Bu nedenle oraya fabrika kuruyorum.”

Kaynak: DHAHaber Videosu: Çobanlıktan fabrikatörlüğe uzanan ibretlik bir hayat hikayesi

Devamını Gör

Gündem

Erdoğan: FETÖ elebaşının anlaşamadığı tek isim merhum Erbakan Hocamızdır

on

Cumhurbaşkanı Erdoğan FETÖ’nün siyasi ayağına ilişkin yaptığı açıklamada, “FETÖ elebaşı ile ben de görüştüm, Demirel de görüştü, Ecevit de görüştü. Görüşmeyen tek isim vardı, o da Erbakan Hocamızdır” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Grup Toplantısı’nda bir konuşma gerçekleştirdi. Burada gündeme dair önemli açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, FETÖ’nün siyasi ayağı tartışmaları kapsamında, FETÖ lideri Fethullah Gülen’in merhum Başbakan Necmettin Erbakan ile hiç anlaşamadığını belirtti. Erdoğan, “Biz de herkes gibi bunlara hukuk ve hakkaniyet sınırları içinde yaklaştık. Ben de görüştüm, Demirel de görüştü, Ecevit de görüştü. Liderler içerisinde sadece ilişkisi olmayan Erbakan Hocamızdı” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları şöyle:

Sözlerimin hemen başında dün akşam Manisa’da meydana gelen depremden dolayı tüm vatandaşlarıma geçmiş olsun diyorum.

Geçtiğimiz hafta, ülkemiz bunca sıkıntıyla boğuşurken, birilerinin ısrarla “FETÖ’nün siyasi ayağı” ve bununla bağlantılı bir şekilde yeni darbe teşebbüsü tartışması açmasının gerisindeki sinsiliğe dikkat çekmiştim. Maalesef, aynı tartışmanın hala sürdürülmeye çalışıldığını görüyoruz. Bu ülkede FETÖ meselesinin, çok uzun ve derin, sosyal, siyasi, kültürel kökleri olduğunu bilmeyen kimse yoktur. AK Parti’den önce olduğu gibi, AK Parti döneminde de Türkiye bu süreci yaşamıştır. Bu yapı, diğer pek çok sivil toplum örgütü gibi, toplumun ve hukukun meşru kabul ettiği sınırlar içinde faaliyet yürütürken tehdit ilan edilmiş değildir. Ne zaman ki bu yapının, eğitim, hayır, dayanışma sınırlarını aşıp, devleti ele geçirmeye çalışan bir örgüt olduğu netleşmiştir, işte o zaman karşısında bizi, milletimizi ve hukuku bulmuştur.

“FETÖ’NÜN BU ÜLKEDE ANLAŞAMADIĞI TEK LİDER VARDIR”

Türkiye’de FETÖ’nün serpilmesinde, büyümesinde, güçlenmesinde herkesin payı olabilir. Ama bu ülkede FETÖ’yü terör örgütü olarak ilan edip ona savaş açan şahsım ve AK Parti’dir. Bu süreçleri iyi bilen birisiyim. FETÖ’nün bu ülkede anlaşamadığı tek lider vardır. O da Erbakan Hocamızdır. Şimdi Erbakan Hocamla beraber olduğunu iddia eden malum zat FETÖ ile beraber dirsek teması ile olanlarla beraber yürüyorlar. Her gün birileri çıkıp, FETÖ konusunda ahkâm kesmeye çalışıyor. Hâlbuki bu ülkede vesayet güçleri yıllarca FETÖ’ye en küçük bir şekilde dokunmamışlar, tam tersine Allah diyen, kitap diyen, namaz kılan, eşi başörtülü kim varsa, onları tasfiye etmenin yollarını aramışlardır. İrtica ile mücadele kisvesi altında din düşmanlığı yapılmasına elbette biz de, milletimiz de rıza gösteremezdi.

“BAŞBAKANLIĞIMDA ÖNÜME TEK BİR FETÖ’CÜNÜN DOSYASI GELMEDİ”

Başbakanlığım boyunca, Yüksek Askeri Şuralarda önüme tek bir FETÖ’cünün dosyası gelmedi. Gelen dosyalar hep mütedeyyin insanlarla ilgiliydi. Çünkü takiyyeyi bir hayat biçimi haline getiren FETÖ’nün hiçbir mensubu, dinle, diyanetle ilişkili bir görüntü vermiyordu. Milletin değerleriyle uğraşmaktan kendi bünyelerini “habis ur” gibi saran FETÖ tehdidini görmeyenlerin bugün bizi suçlaması, aslında kendi gafletlerini saklama çabasından başka bir şey değildir.

Yıllarca siyasi alanda insanlara değerlerinden, ibadetlerinden, kıyafetlerinden dolayı saldıranların durumları da aynıdır. Bunlar, FETÖ tehdidi ortaya çıktıktan ve mücadele başladıktan sonra birden karşımıza en büyük FETÖ savunucusu olarak çıkarak, aslında ne kadar omurgasız olduklarını göstermişlerdir. Demokrasi, insan hakları, hukuk, adalet söylemlerini FETÖ’yle mücadeleyi sulandırmak, FETÖ tehdidini hafifletmek için kullananlar, bu millet için en az FETÖ zihniyeti kadar tehlikelidir. Bu kesimlerin PKK için de, ülkemize adeta savaş açmış her türlü iç ve dış odak için de aynı tutumu göstermeleri, zihniyet bozukluğunun konjonktürel değil yapısal olduğunun işaretidir.

“BU ZIRVALARA CEVAP VERME SEBEBİMİZ, MİLLETİMİZE OLAN SAYGIMIZ”

Bizim bu zırvalara cevap vermemizin tek sebebi ise, milletimize olan saygımızdır. Meydanı, demokrasinin kendilerine sunduğu zemini yalanları ve iftiralarıyla milleti zehirlemek için kullananlara asla bırakmayacağız. Türkiye’nin, terörle mücadeleden ekonomiye kadar her alanda tarihinin en büyük mücadelelerinden birini verdiği şu dönemde, ülkenin ve milletin dikkatini dağıtmak, enerjisini heba etmek isteyenlere izin vermeyeceğiz. Bu meseleyi izah edecek, ithamları cevaplandıracak, iftiraları atanların yüzlerine çarpacak ve yaşananları tarihe havale edeceğiz.

“CHP’NİN FETÖ YANDAŞI OLACAĞINI TAHMİN EDEMEDİK”

FETÖ’yü bir terör örgütü olarak tanımlar ve mücadeleyi başlatırken, karşımızdaki sorunun büyüklüğünü az çok biliyorduk. Tahmin edemediğimiz husus, CHP’nin ve yıllarca zahirde bu gibi yapılara karşı gözüken çevrelerin, bir anda karşımıza en büyük FETÖ yandaşı olarak çıkmalarıydı. Bizim bu yapıyla en başından beri hem meşrebi, hem itikadi sorunumuz vardı. Ama hükümetlerimiz döneminde, ülkede bizim gibi düşünmeyen, hareket etmeyen herkes gibi bunlara da hukuk ve hakkaniyet sınırları içinde yaklaştık. Liderler içerisinde sadece ilişkisi olmayan Erbakan Hocamızdı.

Vesayet tüm gücüyle üzerimize gelirken, hem bu işin arkasındaki FETÖ gölgesini, hem de örgütün bürokratik ve toplumsal işgal projesini fark edip, gereken tedbirleri 10 yıl öncesinden almaya başladık. Zaten süreç 2010’da başladı. İlk zamanlar, bu yapının oluşturduğu tehdidi, kendi çevremize bile anlatmakta zorlandığımızı kabul ediyorum. MİT kumpası, bu yapının gerçek niyetinin, şüpheye mahal bırakmayacak şekilde anlaşılmaya başlanmasını sağladı.

“FETÖ İLE GERÇEK ANLAMDA SAVAŞAN BİZİZ”

Hem siyasette, hem bürokraside, hem de nazımızın geçtiği sivil toplum yapılarında bildiğimiz, teşhis ve tespit ettiğimiz FETÖ’cüleri süratle tasfiye etmeye başladık. FETÖ’nün devlet ve toplum hayatımızın kılcal damarlarına kadar sızmasının tarihi eskidir ve müsebbipleri çoktur, ama FETÖ’yle gerçek anlamda amansız bir savaşa tutuşan tektir; 2010 itibarıyla o da biziz. Biz ülkenin yönetimini devraldığımızda, güya bu konuda en hassas kurumlar olan ordunun, emniyetin, yargının, akademinin kritik noktaları zaten örgüt tarafından işgal edilmişti.

CHP dâhil olmak üzere, yıllarca irticayla mücadele bahanesiyle cadı avına çıkar gibi Müslüman avına çıkanların, tek bir gün bile, gerçek anlamda FETÖ’cüleri hedef aldıkları görülmemiştir. Teröristbaşının ismi ve örgütün rumuzu, şimdi daha iyi anlıyoruz ki, kasıtlı bir şekilde, Müslümanlara karşı yürütülen saldırıların maskesi olarak kullanılmıştır. Milli Güvenlik Kurulu’nda, biz bu meselenin üzerine gidene kadar alınan kararların hepsinin de gerisindeki gizli niyetin, FETÖ’yle mücadele değil toplumsal reaksiyonu tetikleyerek FETÖ’yü koruma olduğunu görüyoruz. Sadece CHP değil İP’in de danışmanlarında FETÖ’cüler var. Arkadaki gerçek oyunun ortaya çıkmaması için kurulan bu tezgâhın yıllarca başarıyla yürütüldüğünü de teslim etmemiz gerekiyor. Kasım Gülek’ten Ecevit’e kadar namlı CHP’lilerden 12 Eylül ve 28 Şubat darbecilerine kadar herkes, bu oyunda üzerine düşen rolü oynamış, FETÖ’ye figüranlık yapmışlardır. Bu oyunun son perdesinin başrolü de Kemal Kılıçdaroğlu’na verilmiştir.

“15 TEMMUZ’DA FETÖ’NÜN ÖZEL HİMAYESİNDEYDİ”

15 Temmuz gecesi FETÖ, şahsımdan bakanlarımıza, bürokratlardan medya temsilcilerimize kadar, iktidarıyla muhalefetiyle pek çok milletvekiline kadar herkesin peşine düşmüştür. Bir tek kişi FETÖ’nün özel ilgisine, himayesine, korumasına mahzar olmuştur; o da Kemal Kılıçdaroğlu’dur. İstanbul Atatürk Havalimanında FETÖ’cülerin tanklarıyla burun buruna gelen bir genel başkanın önünde bir anda tüm yollar açılmıştır. Tankların arasından VİP nizamiyesinden uğurlanan kim, Kılıçdaroğlu… Biz tankların karşısında, F16’ların altındaydık ama sen Bakırköy’de başkanın evinde kahve yudumluyordun.

“DARBE BAŞARILI OLSAYDI KILIÇDAROĞLU MİLLETİN KARŞISINA HANGİ SIFATLA ÇIKACAKTI?”

Şahsımı öldürmek için helikopterle, uçakla, tankla, özel yetiştirilmiş timlerle arayanlar, Kemal Kılıçdaroğlu’na bu şefkati niçin gösterdiler? İnsan, bu şahsın evinin ve cüzdanının en gizli köşesinde 1 dolarlık bir banknot saklayıp saklamadığını da merak etmiyor değil. Benim orada korumalarım gazi oldu. Bay Kemal senin bunlardan haberin var mı? Aradan nice zaman geçti bu harekatın içinde olanlar yakalandı ama bir kısmı Yunanistan’a kaçtı. Bana da adaya gitmemi tavsiye edenler oldu. “Ben bu topraklarda doğdum bu topraklarda öleceğim” dedim. Eğer 10-15 dakikalık bir gecikme olsaydı bunlar bizi oralarda vuracaklardı. Süreç bu. Ey Kılıçdaroğlu, sen hala milleti aldatmakla meşgulsün. Kontrollü darbe doğru kontrol sizde ama başaramadınız. Şimdi buradan soruyorum: Şayet 15 Temmuz darbesi başarılı olsaydı, ertesi gün Kemal Kılıçdaroğlu milletin karşısına acaba hangi sıfatla çıkartılacaktı?

“KILIÇDAROĞLU’NUN FETÖ İLE İLİŞKİSİ 15 TEMMUZ’DAN SONRA ZİRVEYE ÇIKTI”

Darbe girişimini “kurgu” diyerek önemsizleştirmeye çalışan, darbeciler için adalet yürüyüşü yapan, danışmanından milletvekiline etrafındaki nice kişi FETÖ’den hapse atılan böyle bir siyasetçinin, örgütle hiçbir ilişkisi olmadığına nasıl inanabiliriz? Kılıçdaroğlu’nun FETÖ’yle ilişkisi, bu örgütün deşifre olduğu 17-25 Aralık’la hızlanmış, 15 Temmuz’un ardından da zirveye çıkmıştır. Eline milletin kanı bulaşan bir örgütün savunuculuğuna soyunmanın, siyasetle, siyasi hesapla, şark kurnazlığıyla, çıkarcılıkla dahi ilgisi olamaz. Bunun adı, örgütün kendisine verdiği kamikaze görevini yerine getirmektir. Kariyerini feda etmeyi göze alarak örgütün çıkarlarını korumaya çalışan bu zatın, her şeyi gibi, siyasi duruşunun da yalan olması tabiidir. Çünkü nice sosyalist diye, nice ulusalcı diye, nice milliyetçi diye, nice liberal diye, nice Kemalist diye, hatta nice şu veya bu İslami ekolden diye bilinen ismin, aslında su katılmamış FETÖ’cü çıktığını gördük. Kemal Kılıçdaroğlu için de aynı endişenin içindeyim.

FETÖ tehdidi konusunda kurumlarımızı harekete geçirdikten sonra dahi, bu yapının gerçek organizasyon şemasını çıkartmakta zorlandık. Hatta hala bu şemayı tam olarak çıkartamadığımızı düşünüyorum. İlk kuruluş yıllarından itibaren bu yapıyı organize eden akıl, öyle bir sistem kurmuş ki, en kritik isim üzerinden dahi en fazla birkaç kademe geriye gidebiliyorsunuz. Bunun ucu Türkiye’de değil, bunun ucu dışarıda. Sonra silsile zaten kopuyor. Böylesine karmaşık bir yapının kendi kendine doğup gelişmediği açıktır.

“BİZİ ŞAŞIRTAN ÖRGÜTÜN CHP İÇİNDE GÜÇLÜ OLMASI”

Bizi en çok da, ülkemizin her köşesine ve dünyanın dört bir yanına, sosyal ve ekonomik bir örümcek ağı gibi yayılan bu örgütün CHP içinde böylesine güçlü olması şaşırttı. Devlet FETÖ’yü her yerde elbette izlemiştir, ama CHP Genel Merkezine yeteri kadar bakılmadığı anlaşılıyor.

Son dönemde tedavüle sürülen en sinsi oyunlardan biri de, FETÖ’nün istismar ettiği, kendi amaçları için kullandığı bir takım düzenlemeler bahane edilerek doğrudan milli iradenin, milletvekillerinin, Meclisin hedef alınmasıdır. Kılıçdaroğlu ve CHP ekibi ile kimi eski askerlerin koçbaşlığını yaptığı bu oyun, geçmişte darbecilerin ve cuntacıların milli iradeyi ipotek altına alma yöntemlerinin bir başka versiyonudur. Türkiye Büyük Millet Meclisinden çıkan her kanun, her karar, beğense de beğenmese de, katılsa da katılmasa da tüm Meclis’in, tüm milletvekillerinin namusudur, buna saygı duyacaksın. Kılıçdaroğlu ve avanesi, milli iradeye saldırarak kendi namuslarını ayaklar altına almaktadır.

“MÜCADELEYİ DEĞERSİZLEŞTİRMEYE ÇALIŞAN HERKES HÜKMEN FETÖ’CÜDÜR”

Yargının FETÖ’nün tasallutundan kurtarılabilmesi için verilen mücadeleyi değersiz hale getirmeye ve hatta tam tersi göstermeye çalışan herkes, hükmen FETÖ’cüdür. Çünkü şayet, 17-25 Aralık darbe girişiminin ardından yargıda verilen mücadele olmasaydı, 15 Temmuz dâhil diğer saldırıları hukuk devleti sınırları içinde göğüsleyemezdik. FETÖ’cülerin, kendi çıkarları ve hedefleri için her kılığa, hatta CHP’li kılığına bile girdiklerini düşündüğümüzde, siyasette ve bürokraside bu örgüt mensuplarının teşhisi ve tasfiyesinin zorluğu daha iyi anlaşılacaktır.

“YÜRÜTTÜĞÜMÜZ MÜCADELE OLMASAYDI, FETÖ ÜLKEMİZİ İŞGAL EDECEKTİ”

Şayet 10 yıldan beri CHP’ye rağmen yürüttüğümüz mücadele olmasaydı, bugün FETÖ ülkemizi tümüyle işgal edecek güce çoktan ulaşmıştı. Biz, FETÖ’yle mücadeleyi başlattıktan sonra, bırakınız geri adım atmayı, her geçen gün çıtayı daha da yükselttik. FETÖ’nün 40 yıllık birikimini riske atarak başlattığı 15 Temmuz darbe girişiminin sebebi bizim kararlılığımız değil midir? Tespit ettiğimiz her yerde ve her durumda, örgütün tepesine bine bine, muvazenelerini bozduk. Mücadelenin nispeten yavaş yürümesinin sebebi, her işimizi hukuka uygun yapmamızdan kaynaklanıyor. İşte bunların bir kısmı ABD, Almanya, Belçika, Afrika’da. Kendi ifadesiyle dünyanın 160 ülkesinde varız diyor. Biz de bu 160 ülkede bunları kovalıyoruz. Bir çoğunu da aldık, alıyoruz. Pakistan’dakileri de aldık orayı da temizledik. Eğer 15 Temmuz yapılmasıydı, hukuki altyapısını oluşturduğumuz tedbirlerle bir süre sonra FETÖ’nün tasfiyesini zaten hızlandırmış olacaktık. Olağanüstü hal uygulaması, sadece hukuki zemini oluşturulan bu çalışmaların daha pratik şekilde yürütülmesini sağlamıştır. Hala 15 Temmuz neydi, ne değildi tartışması yapan, hala 15 Temmuz’u anlayamamış gibi davranan zihniyet, bizzat bu işin parçasıdır. ByLock listelerinin, HTS kayıtlarının, darbe gecesi görüntüleri ve görüşmelerinin yargının elinde olduğunu bildikleri halde, sırf kafa karıştırmak için bunları dile getirenler de bizzat işin parçasıdır. Hâlbuki hukukta bu işlerin nasıl olacağını en iyi onlar bilir. Tabii bu gerçekleri görmek için göz, duymak için kulak, ikrar edebilmek için dil, hakkı teslim etmek için de temiz bir kalp gerekir. Rabbim bu nimetlerini de, maalesef, herkese bahşetmiyor.

“GEZİ OLAYLARI DEVLETİ VE MİLLETİ HEDEF ALAN ALÇAK BİR SALDIRIDIR”

Dün yaşanan gelişmeler bize, Gezi olaylarını bir kez daha hatırlattı. Taksim’deki Gezi parkında, güya ağaç ve çevre hassasiyeti bahanesiyle başlayan olaylar, kısa sürede büyüyerek, devlete ve millete karşı sivil bir kalkışma halini almıştı. Gezi olayları, tıpkı askeri darbeler, tıpkı muhtıralar, tıpkı terör örgütlerinin saldırıları, tıpkı FETÖ’nün 17-25 Aralık ve 15 Temmuz darbe girişimleri gibi, devleti ve milleti hedef alan alçak bir saldırıdır. Kılıçdaroğlu bunlara “aydınlık gençler” diyor. Bunlar, aldatılmış gençler. Bu aldatılmış gençlere orada çevreci sıfatı verilmek suretiyle milyonlarca ağaç diken iktidara ağaç sökme yaftası yapıştıranlara sadece lanet okuyorum. Yaklaşık 3 ay boyunca İstanbul başta olmak üzere kimi büyükşehirlerimizin meydanlarının, sokaklarının işgal edildiği, yakılıp yıkıldığı bu hadisenin en küçük bir masum tarafı yoktur. AKM’nin önüne terörist posterlerini kimler astı. Bay Kemal bunlar senin aydınlık gençlerin.

“GEZİ’NİN TÜRKİYE’YE DOĞRUDAN MALİYETİ YÜZLERCE MİLYAR DOLAR”

Sadece Gezi olaylarının şu özet bilançosu dahi, sergilenen vandallığın boyutlarını göstermeye kâfidir. Olaylar boyunca 46 kamu binası ile 231 polis aracı ve 44 ambulans kullanılamaz hale getirilmiştir. Vatandaşlarımıza ait 326 işyeri ile 201 araç tahrip edilmiş, yağmalanmıştır. Kamu hizmetinde kullanılan 80 belediye otobüsü ve 85 otobüs durağı yakılmıştır. Tüm bu maddi zararların da ötesinde, 697 güvenlik görevlimiz yaralanmış ve 1 polisimiz de şehit olmuştur. Gezi olaylarının Türkiye’ye doğrudan maliyeti 1,4 milyar dolar iken, dolaylı maliyeti ise yüzlerce milyar doları bulmuştur.

Faizler, ilk defa Gezi olaylarıyla tırmanmaya başlamış, işsizliğin çift haneye çıkması da, enflasyonun zıplaması da aynı dönemde gerçekleşmiştir. Bu olayları bitirmek için öne sürülen talepleri hatırlıyorsunuz değil mi? Türkiye’nin, İstanbul Havalimanı dâhil tüm büyük projelerinin, yol, köprü, baraj, kanal yatırımlarının durdurulması isteniyordu. Yabancı medya, örneği görülmedik şekilde bu olayları aylarca canlı yayınlamıştır. Tamamı yalan olan nice haber, Gezi olaylarını destekleyen medya organlarında fütursuzca dolaşıma sokulmuştur. Bu süreçte Taksim meydanında boy gösterenlere baktığımızda, işin gerisinde kimlerin olduğu, hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde anlaşılmaktadır. Her kim bu olayları masum bir çevre hareketi olarak tanımlıyorsa, ya gafildir, ya da taammüden bu ülkenin ve milletin düşmanıdır.

“MİLLETİMİZLE OMUZ OMUZA VEREREK TUZAKLARI BOZDUK”

Toplumumuzu bölmeyi amaçlayan Gezi olaylarını, ülkemize yönelik her saldırı gibi, milletimizle omuz omuza vererek bitirdik. Gezi’de başaramadıklarını 17-25 Aralık emniyet-yargı girişimiyle denediler. Milletimizle birlikte, bu tuzağı da bozduk. Bu defa, çukur eylemleriyle doğrudan ülkemizin topraklarını bölmeye çalıştılar. Bu tezgâhı da, güvenlik güçlerimizin kahramanca mücadelesiyle, teröristleri açtıkları çukura gömerek akamete uğrattık. 15 Temmuz askeri darbe girişimi, aynı saldırı silsilesinin devamıydı. Hamdolsun, bu ihaneti de milletimizle birlikte boşa çıkardık. Bugün Suriye’de verdiğimiz mücadeleyi de, bu sürecin bir parçası olarak görüyoruz. Gezi’den Suriye’ye kadar uzanan bu saldırı zincirinin hedefi doğrudan Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütünlüğü, Türk Milletinin birliği, beraberliği, kardeşliğiydi.

“HUKUKUN HER KARARINA SAYGIMIZ VAR AMA…”

Hukukun her kararına elbette saygımız vardır. Ama bizim ve milletimizin gözünde Gezi’nin ve bu kalkışmanın önünde yer alanların hükmü asla değişmeyecektir. Milletimiz müsterih olsun. Ülkemizin her davası gibi, bu meseleyi de sonuna kadar kararlılıkla takip edecek, adaletin tecellisi için son nefesimize kadar mücadeleyi sürdüreceğiz.

Son dönemde, ülkemizi asıl gündeminden kopartarak, zamanını ve enerjisini boş tartışmalarla harcatmaya yönelik kasıtlı bir kampanyayla karşı karşıyayız. Türkiye’nin ve Türk milletinin aleyhine olan her iş gibi, bu kampanyanın da öncülüğünü CHP yapıyor. Halbuki bizim gündemimizde, bölgemizdeki gelişmelerden ekonomiye kadar nice hayati mesele var.

“İDLİB HAREKATI AN MESELESİ”

Sadece sınır güvenliğimiz değil, aynı zamanda 83 milyon vatandaşımızın her birinin evinde huzurla uyuyabilmesi bakımından kritik öneme sahip Suriye’de, gerçekten destansı bir mücadele yürütüyoruz. Harekât bölgelerimize yönelik tacizlere en sert şekilde cevap veriyoruz.

Şayet bu bölgelerde muhatap ülkeler Türkiye’nin güvenlik kaygılarını karşılayamazsa, kendi başımızın çaresine bakmak zorunda kalacağımızı her fırsatta açıkça söylüyoruz. İdlib’de, rejimin saldırganlığını sona erdirip Soçi Muhtırası sınırlarına çekilmesi için son günlere giriyoruz. Artık son ikazlarımızı yapıyoruz. Gerek ülkemizde, gerek Rusya’da, gerekse sahada yapılan görüşmelerde, şu ana kadar maalesef arzu ettiğimiz neticeye ulaşamadık. Her ne kadar görüşmeler devam edecek olsa da, masada bizim istediğimiz yerin çok uzağında olunduğu bir gerçektir. Türkiye, İdlib konusunda kendi harekât planlarını uygulamak üzere her türlü hazırlığını yapmıştır. Her operasyonda olduğu gibi, bu konuda da “Bir gece ansızın gelebiliriz” diyoruz. Daha açık bir ifadeyle, İdlib harekâtı artık bir an meselesidir.

“REJİME İDLİB’İ BIRAKMAYACAĞIZ”

Ülkemizin bu konudaki kararlılığını hala anlamamış olan rejime ve onu cesaretlendirenlere İdlib’i bırakmayacağız. Bu bölgedeki gelişmelerin ülkemizin üzerine getireceği yükü göz göre göre omuzlamaya asla niyetimiz yoktur. Ne pahasına olursa olsun, İdlib’i, hem Türkiye, hem de bölge halkı açısından güvenli bir yer haline dönüştürmekte kararlıyız.

Aynı şekilde Libya’da, bu ülkenin meşru hükümeti olan Trablus yönetiminin yanında yer almayı sürdürüyoruz. Ülkemizin Libya’ya ayak basmasıyla birlikte darbeci Hafter’in ilerleyişi zaten durmuştu. Şayet uluslararası toplumun da dâhil olduğu görüşmelerden adil bir anlaşma çıkmazsa, meşru Trablus yönetimini, ülkenin tamamında hâkimiyet kurması için destekleyeceğiz. Trablus hükümetinin verdiği karar haklı bir karardır.

“AKDENİZ’DEKİ KARARLI DURUŞUMUZ KABULLENİLMEYE BAŞLANDI”

Akdeniz’de, Libya ile yaptığımız anlaşmanın ardından ülkemiz lehine değişen dengeleri giderek güçlendiriyoruz. AB’nin Libya ile ilgili herhangi bir karar alma yetkisi yoktur. AB durumdan vazife çıkarmanın gayreti içerisinde. Böyle bir yetkin yok. Ne kara, ne deniz… Bu konuda sergilediğimiz kararlı duruş sayesinde, Akdeniz’de ilan ettiğimiz statü, Yunanistan başta olmak üzere, konuya müdahil ülkeler tarafından yavaş yavaş kabullenilmeye başlandı.

Öte yandan Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Sayın Trump ile 100 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşma hedefimizi, ülkelerimiz arasındaki diğer sorunlardan ayrı tutma kararına vardık. Türkiye’nin yüksek teknoloji başka olmak üzere, geleceğin ekonomisinin altyapısını kurma çabalarına, Amerika ile tesis edeceğimiz ticari işbirliğinin, inşallah büyük katkısı olacaktır.

“SON 1,5 YILDA EKONOMİDE TARİHİ BİR MÜCADELE VERİYORUZ”

Hala ekonomi üzerinden bizi vurmaya gayret eden densizler var. Bunlar acaba buradan bir şey çıkarabilir miyiz, bunun gayreti içerisindeler. Ekonomi, bizim gündemimizin değişmez ve daima ilk sıralarında yer alan başlığıdır. Diğer alanlarda ne yaşarsak yaşayalım, ekonominin dinamiklerini hep güçlü tutmaya özen gösterdik. Son 1,5 yılda ekonomi alanında gerçekten çok büyük ve tarihi bir mücadele veriyoruz. Bu mücadeleyi en az sınırlarımız ötesinde yürüttüğümüz harekâtlar kadar önemli kabul ediyoruz. Bilindiği gibi 2018 Ağustos ayında, tarihin en sinsi ekonomik saldırılarından birine maruz kaldık. Bu saldırılar, daha sonra da farklı yol ve yöntemlerle devam etti.

Aldığımız tedbirlerle, hamdolsun, spekülatif kur saldırılarının öncüsü olduğu bu tuzağı bozduk ve sebep olduğu tahribatı önemli ölçüde giderdik. Ekonomik göstergelerde Ağustos 2018 dönemi öncesini yakaladık, hatta pek çok alanda daha iyiye gittik. Bizi “kur-faiz-enflasyon” şeytan üçgenine hapsederek teslim almaya çalışanları, bir kez daha hüsrana uğrattık. Bu tablo, dünyanın önde gelen finans kuruluşları başta olmak üzere herkesin Türk ekonomisine olan bakışını olumlu yönde değiştirdi. Ülkemizle ilgili büyüme tahminleri, sürekli olarak yukarı yönde revize ediliyor.

“ENFLASYON VE FAİZ KONUSUNDA KARARLILIĞIMIZI SÜRDÜRÜYORUZ”

Enflasyonu ve faizleri düşürme konusundaki kararlılığımızı, mevcut uygulamaları geliştirerek ve gerektiğinde yeni tedbirleri devreye sokarak sürdürüyoruz. Merkez Bankası, yüzde 24’e kadar çıkan politika faizini, yüzde 11,25 seviyesine kadar indirdi. Bu, Ağustos 2018’in bile gerisinde bir seviyedir. Bir dönem yüzde 40’ların telaffuz edildiği piyasa faizleri bugün yüzde 8-10 düzeyine geriledi.

Piyasa faizleri bakımından, Mayıs 2013, yani Gezi olayları dönemi seviyesinin dahi gerisine ulaşmış durumdayız. Ekonomide sağlanan güven ortamı, özel sektör yanında kamu borçlanma maliyetlerini de fevkalade düşürmüştür. Önceki hafta yapılan kamu borçlanma ihalesinde, son yıllardaki en düşük maliyetli ihraçlar gerçekleştirildi. Dolar tahvillerinin tamamını euro cinsi yükümlülüğe dönüştürerek, maliyetleri daha da azalttık. Ocak ayında ekonomi güven endeksi ve reel kesim güven endeksi artarken, büyümenin önemli göstergelerinden olan satın alma yöneticileri endeksi, uzunca bir aradan sonra yeniden 50 eşik değerinin üzerine çıktı.

“GEÇTİĞİMİZ YILI İLK DEFA CARİ FAZLA VEREREK KAPATTIK”

Sanayi üretimimiz 2019 yılında yüzde 8,6 artarak, son dönemlerin rekorunu kırdı. Katma değerli üretim, ihracat ve istihdama dayalı büyüme modelimizi kararlılıkla uygulamayı sürdüreceğiz. Tüm veriler 2019 yılını pozitif bir büyümeyle kapatacağımıza işaret ediyor. Geçtiğimiz yılı, uzun yıllar sonra ilk defa cari fazla vererek kapattık. Türkiye’nin küçüleceğini, yıkılacağını, yerle yeksan olacağını iddia edenlere en güzel cevabı, büyüme oranımız ve cari fazlamızla verdik. İnşallah 2020 yılında, hedefimiz olan yüzde 5’i de aşarak, herkesi şaşırtan çok daha güçlü bir büyüme oranına kavuşacağız.

“EKONOMİDEKİ HER OLUMLU GELİŞMEYİ VATANDAŞLARIMIZA YANSITIYORUZ”

Görüldüğü gibi maliyetler düşüyor, iş dünyasının güven düzeyi yükseliyor, vatandaşımızın geleceğe olan umudu artıyor. Ekonomideki her olumlu gelişmeyi iş dünyamıza, piyasalarımıza, vatandaşlarımıza yansıtmaya özel önem veriyoruz. Bu çerçevede, vatandaşlarımızın uzun zamandır şikâyetçi olduğu, bankaların aldıkları ücret ve komisyonlarla ilgili gereken adımlar da atıldı. Bankaların verdikleri hizmetlerin karşılığı olarak müşterilerinden aldıkları ücret ve komisyonlara bir standart getirildi. Ticari müşterilerden alınabilecek ücret, masraf ve komisyon sayısı 2 bin 400 çeşitten 51 adede, finansal tüketicilerde, yani vatandaşlarda ise 20’den 16’ya düşürüldü. Böylece ister esnaf veya sanayici, ister vatandaş olsun hiç kimse, hesap açmadan hesap işletmeye, kredi tahsisinden kredi kapatmaya kadar pek çok kalem altında sürekli ve sürpriz ücretler ödemek zorunda kalmayacak. Hangi hizmet için ne kadar ödeme yapılacağı önceden belli olacak. Vatandaşımız öğrenci olan evladına üç-beş yüz lira harçlık gönderirken, bankanın buna ortak çıkmasını engelleyerek, kullandığı araca göre 1 lira ile 5 lira arasında standart bir ücret ödemesini sağladık. Ticari kredilerde de yüzde 10’lara varan erken ödeme komisyonunu, 2 yıla kadar olanlarda yüzde 1’e, 2 yıldan uzun olanlarda yüzde 2’ye düşürdük. Kredi kartı nakit avans komisyonlarını da yüzde 1 ile sınırlandırdık. Yapılan hesaplara göre, bu düzenlemenin ardından yaklaşık 30 milyar liralık bir tutar, iş insanlarımızın ve vatandaşlarımızın cebinde kalacak. Bankalarımızın hizmet kalitelerini yükselterek, buradan elde ettikleri gelirdeki azalmayı telafi edeceklerine inanıyorum. Milletimize bir kez daha hayırlı olmasını diliyorum. Ekonomide yeni müjdeleri milletimizle paylaşmayı, inşallah kesintisiz bir şekilde sürdüreceğiz.

“NEYMİŞ EFENDİM, TÜRKİYE İSVİÇRE’DEN SAMAN İTHAL EDİYORMUŞ”

Türkiye’de bunca güzel iş olurken, birileri sırf milletin moralini bozmak için, mesela ülkemizin saman ithal ettiği gibi bir yalanı, utanmadan, sıkılmadan tekrarlayabiliyor. Neymiş efendim? Aslında kaba yem ve saman konusunda net ihracatçı bir ülke olan Türkiye, İsviçre’den saman ithal ediyormuş. Tabii bunlar sapla samanı ayırt edemedikleri için, önlerine konan kâğıtlarda yazan bilgilerin ne anlama geldiğini de kavrayamıyorlar. İsviçre’den, 32 kilosu yaklaşık 6 bin 500 liraya, yani kilosu 200 liraya ithal edilen ürünün adı Bay Kemal hububat kapçığıdır. Bu özel bitki, tarım zararlılarına karşı yetiştirilen bir böceğin beslenmesi için kullanılıyor. Kıyılarak getirildiği için görüntüsü samana benziyor. Malum, samanın kilosu 1 liradır. Hesap uzmanı olmasına gerek yok, akıl ve izan sahibi bir insan, hiç değilse fiyatından hareketle ithal edilen ürünün saman olmadığını anlar. Ama bunların husumetleri gözlerini kör etmiş, kalplerini karartmıştır. Hayatları yalan olanların, saman gibi bir konuyu dahi buna alet etmelerinin takdirini milletimize bırakıyoruz. Açıkçası bu tür çapsızlıklarını gördükçe, SSK’nın nasıl batırıldığını da çok daha iyi anlıyoruz. Hepsinin de belgesi elimde. Bay Kemal orada saman yazmıyor. Biz kurulduğumuz günden beri milletimizin karşısına sadece eserlerimizle, hizmetlerimizle, icraatlarımızla, başarılarımızla çıktık. Şimdi de aynısını yapıyoruz.

“MİLLET KÜTÜPHANESİNİ YARIN HİZMETE AÇIYORUZ”

Bu vesileyle, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde inşasını tamamladığımız Millet Kütüphanesini yarın hizmete açacağımızın müjdesini sizlerle ve tüm halkımızla paylaşmak istiyorum. İkramlarımız sadece yarın için değil her zaman ücretsiz olacak. 24 saat burası gençlerimizin, burada çalışacak olanların hizmetine açıktır. Büyük ve zengin kütüphaneler, medeniyetlerin alamet-i farikalarındandır. Ülkemize, mimarisi yanında kitap ve hizmet zenginliği ile Cumhuriyet döneminin en büyük kütüphanesini kazandırmış olmanın memnuniyeti içindeyiz. 5 milyon ciltlik bir kütüphane, bunlar aynı zamanda elektronik ortamda da kayda girecek.

“ANTARKTİKA’DA BAYRAĞIMIZI DALGALANDIRACAĞIZ”

Bilindiği gibi Antarktika’ya gerçekleştirdiğimiz 4’üncü bilim seferi heyetimiz yerlerine ulaştı. Heyette yer alan 24 bilim insanımız, yaklaşık 1 ay sürecek seferleri boyunca 15 farklı bilimsel çalışma gerçekleştirecek. Hedefimiz orada aynı zamanda İngiltere ile ortak bir yer edinmek. Geçen yıl kurduğumuz geçici bilim üssünü kalıcı üsse çevirmek için de gerekli hazırlıkları, bu heyetimiz tamamlayacak. Buradaki kalıcı üssümüzü kurduğumuzda, Antarktika’da bayrağımızı daima dalgalandıracağız. Antartika’daki çalışmalarımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Bir başka müjdemiz de sondaj gemilerimizle ilgili. Fatih ve Yavuz’un ardından, üçüncü sondaj gemimizi de aldık. Bu, 11 bin 400 metre derinliğe kadar inebilen altıncı nesil bir ultra deniz sondaj gemisidir. Mart ayında ülkemize ulaşacak gemimizin, geliştirme ve test işlemlerinin ardından bu yıl içinde sondaja başlamasını planlıyoruz.

Darbe girişiminde kendisine kaçmayı tavsiye edenlere erdoğan: bu topraklarda doğdum öleceğimDarbe girişiminde kendisine kaçmayı tavsiye edenlere Erdoğan: Bu topraklarda doğdum bu topraklarda öleceğim

Son dakika: erdoğan'dan gezi parkı davasında verilen beraat kararlarına ilk tepkiSon dakika: Erdoğan’dan Gezi Parkı davasında verilen beraat kararlarına ilk tepki

Son dakika: cumhurbaşkanı erdoğan: İdlib'e harekat an meselesidirSon dakika: Cumhurbaşkanı Erdoğan: İdlib’e harekat an meselesidir

Haber Videosu: Erdoğan: FETÖ elebaşının anlaşamadığı tek isim merhum Erbakan Hocamızdır

Devamını Gör

Gündem

Son dakika: Libya’da Türkiye karşıtı darbeci Hafter’in milisleri: Türkiye’ye ait gemiyi vurduk

on

Son dakika: Libya’da darbeci general Halife Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu, Türkiye’ye ait bir gemiyi vurduklarını öne sürdü. Ancak diğer kaynaklar geminin değil Trablus Limanı’nda eski bir deponun vurulduğunu ifade etti.

Libya’daki iç karışıklık devam ediyor. Darbeci Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu, Türkiye’ye ait bir geminin vurulduğu savını ortaya attı.

Libya’nın doğusundaki gayrimeşru silahlı güçlerin lideri Halife Hafter’e bağlı kendilerine Libya Ulusal Ordusu diyen milisler, bölgede ateşkesi ihlal ediyor.

TÜRK GEMİSİNİ VURDUKLARINI ÖNE SÜRDÜLER

Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu’nun Facebook hesabından yapılan paylaşımda Trablus Limanı’nda bir Türk gemisinin vurulduğu savı ortaya atıldı.

BÖLGEDEKİ KAYNAKLAR YALANLADI

Bölgedeki Türkiye yakın kaynaklar ise gelişmeyi yalanladı. Herhangi bir geminin vurulmadığını Trablus Limanı’na düzenlenen roketli saldırıda eski bir deponun vurulduğunu ifade etti.

BM TEMSİLCİSİ DE “LİMAN VURULDU” DEDİ

Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM) Libya Özel Temsilcisi Ghassan Salame de olayla ilgili Trablus Limanı’nın saldırıya uğradığını söyledi.

LİBYA LİMANLAR MÜDÜRLÜĞÜ: TÜRK GEMİSİ BULUNMUYOR

Öte yandan, Libya Limanlar Müdürlüğü, darbeci Halife Hafter güçleri tarafından bombalanan Trablus limanında Türk gemisinin bulunmadığını açıkladı.

Türk askerinin gideceği libya hakkında bilinmesi gerekenlerTürk askerinin gideceği Libya hakkında bilinmesi gerekenler

İlk türk askeri birlikleri libya'ya ulaştı! tsk, radar ve hava savunma sistemi de gönderdiİlk Türk askeri birlikleri Libya’ya ulaştı! TSK, radar ve hava savunma sistemi de gönderdi

Darbeci general hafter kimdir? güçleri ne demek? türkiye'ye karşı cihat ilan eden halife kimdir?Darbeci General Hafter kimdir? Hafter güçleri ne demek? Türkiye’ye karşı cihat ilan eden Halife Hafter kimdir?

Haber Videosu: Son dakika: Libya’da Türkiye karşıtı darbeci Hafter’in milisleri: Türkiye’ye ait gemiyi vurduk

Devamını Gör

Arşivler

Köşe Yazıları

yazılar

YENİÇERİ BALABAN HASAN IN HİKEYESİ…!

13 Maddede Filmlere Taş Çıkaran Öyküsüyle İtalya’da Bir Türk Köyü “Moena” Ana Sayfa > Haberler > Gündem İtalya–Avusturya sınırında yer alan Moena, bir İtalyan köyüdür. Alp dağlarının en...

yazılar

KAHRAMANLARI YOKETMEYİN…!

MAALESEF destansı tarihimizde kahramanları hep kendi ellerimizle yada güce yakın olanların elleriyle ya yok etmişiz yada sürgün etmişiz,örneklerimi yok,balaban hasanın...

yazılar

BUGÜN CAN DİYECEĞİM AHMET CAN AVŞAR…..O BİR ÇOCUKTU.!

AŞAĞIDA YAZANLAR HER HABER KANALININ YAZDIĞI RUTİN ŞEYLER,BEN SİZE BUGÜN AHMET CAN AVŞAR I YAKINDAN TANIYAN BİRİSİ OLARAK ANLATACAĞIM,BU ÇOCUK...

yazılar

ÜLKE NEREYE GİDİYOR.!

ADALET,EŞİTLİK,DEVLET,MİLLET KAVRAMLARI NEDEN RAFA KALKIYOR,BİZİ YÖNETENLER NEDEN HER ŞEYİ KENDİ PENCERELERİNDEN DOĞRU GÖRME PEŞİNDELER,HALKIN ÇOĞUNLUĞU ÜLKE BATIYOR DERKEN NEDEN BİR...

yazılar

YERLİ ARAÇ VE TEMENNİMİZ..

Post Views: 44

yazılar

NE SÖYLEDİNİZ, NEDEN YAPTINIZ.?

Post Views: 75

yazılar

ÖZGÜR TÜRK SORUNLARA ÇÖZÜM DİYOR.

Post Views: 65

yazılar

Bir yıldız kaydı bu alemden/Ahmet Ünlü

DEMİREL döneminin A takımında olan döneminde müşteşarlık yapmış,daha sonra başbakanlık başdanışmanı AHMET ÜNLÜ VEFAT ETMİŞTİR.kendisi döneminde zor günler yaşamış firmaların...

yazılar

BÜYÜKANIT VEFAT ETTİ…

Yaşar Büyükanıt neden vef at etti? Türk Silahlı Kuvvetlerinin 25. Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt’tan gelen vefat haberi sonrası...

ÇEK VE SENET ÇEK VE SENET
yazılar

SÖZÜN DOĞRUSU/ÇEK VE SENET..

ÇEK VE SENET NE BÜYÜK NİMET.. Hep diyoruz ya çek döndü,senet protesto oldu lanet olsun,bir daha almayacağım,biz bu şekilde gidersek...

Trending

Kangal Yazılım Copyright © 2014 OrionMedyaTv